Tek Başına Bir Bütünsün !

Sayfayı Yazdırın
send email
Yüreklerinde bir huzur vardı. Şu, herşeyini kaybetmiş olanların korkusuzluğu ile doluydular, elde etmesi kolay olmayan, ancak elde ettikten sonra hep süren korkusuzlukla.
Alexandr Solzhenitsyn 

Gerçeği arayan birisi iseniz, bir an gelir ve kendi bütünlüğünüzden başka sizi bu yönde destekleyecek bir şeyin var olmadığı anlayışına uyanırsınız. Çok aramış, çok çabalamış, seminerlere gitmiş, enerji çalışmaları yapmış, kitaplar okumuş, meditasyon yapmış olabilirsiniz. Bu çabalar kendinize giden yolda basamak taşları olmuşlardır, ancak yürüdüğünüz yolda esen rüzgar ve ayaklarınıza vuran dalgalar hepsini dağıtıp götürmüşlerdir. Her çözülüm beraberinde bir salıverme sürecini getirmiştir. Sonunda o idrak anı gelir ve gerçekte tek başına olduğunuzu anlarsınız.

Gerçek olana uyanmak ve hayatını bu yönde yaşamak arzusu yüreksizlere göre bir iş değildir. Bu arzu sayesinde ortaya çıkan değişimler insanı altüst eder, içini dışına çıkartır ve üzerinde durup destek aldığı sahte zemini çökertir.

Korkuyor olmak (sınırlı insan için) kendini özgürlüğüne açmaktan daha güvenlidir. Sınırlı insan bu güven uğruna ağır bir bedel öder ve hepimize aşina olan hayatı deneyimler.

Çünkü, üzerinde durduğun zemin dışa bağımlı olarak oluşmuş ilişkiler, sosyal yapılar, duygu düğümleri ve zihinsel şartlanmalar tarafından oluşturulmuştur. Kendini dışa odaklı tanımlara iliştirmişsindir. Bu zemin çökünce ne olur?

Tek başınalığına giden yola yelken açarsın. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Yalnızlık hissettiğin duygusal bir dönemden geçersin. Sahte benliğini besleyen bağlar kopmaya başladıkça, seni anlayan, nasıl bir süreçten geçtiğini bilen insan sayısı da azalmaya başlar. Kendi başınalığınla rahat hissetmeye başladığın an, gerçek özüne bağlanmaya başladığın andır.

bosluk
Tek Başına Bütünsün

Öz’ün Tanımsız Bir Sadeliktir

Tek başınalığın herşeyin merkezidir. Dışarıda medet umacağın bir Tanrı yoktur. Mazeretler, suçlamalar yoktur, kurban bilinci yoktur. O halin özü sadedir, sadeliktir. Gücün sadelikten gelir. Ama o güç dünyevi anlamıyla bilinen egosal bir güç değildir. Merkezinde ve bu sadelikte durabilmek varoluşunun en meydan okuyucu deneyimidir. Özü itibariyle son derece basittir. Öylesine basit ki, O’nu tanımlamanın bir yolu yoktur. Çünkü O tanımsızdır. Peki tanımsız olan şey boşluk mudur? Boşluk dahi bir tanımlamadır. Çünkü boşluğun ne olduğu da size öğretilmiş bir kavramdır. O ancak ne olmadığı tanımlanabilir. Öyle ki, tanımlanabilen herşey O değildir. Ben kimim sorusuna cevaben içinden çıkan tanımlara bak ve hepsinin birer gölge olduğunu gör. Gölgelerin, ışığının önüne koyduğun inanç kalıpların ve düğümlenmiş duygularındır.

Buda’ya aydınlanmanın ne olduğu sorulduğu zaman “end of suffering” (acının sonu) cevabını vermiştir. Bunu söylerken O’nun ne olduğunu söylemek yerine, ne olmadığına (acı) işaret etmiştir. Acı sona erdiğinde ne olduğu ancak yaşanarak bilinen bir şeydir. Bireysel, ancak bütüncül bir algı ile ortaya çıkan direkt deneyim ve bu deneyime eşlik eden kendiliğinden bir biliş halidir.

Merkezindeyken ve gölgelerinin etkilerinden özgürleşmiş ve onları bütünlüğüne almışsan…ancak o zaman, gölgelerle istediğin şekilde oynayabilirsin. Rüyayı insan bedeninde bir Tanrı olarak bilinçli yaşarsın. Rüyayı yoketmen gerekmiyor. Rüya bir illüzyondur ve ondan uyandığın zaman arkasındaki mükemmel dinamikleri bilirsin. Çünkü onu yaratan Sensin. Rüyayı ondan kurtulmak için yaratmadın. Rüyayı rüya yapan dinamikler, yarattığın düşünsel potansiyelleri bizzat deneyimlemen için oradadır. O senin üzerini özgürce çizeceğin tualindir. Ama bunun için tüm sınırlılık kalıplarını farketmen ve salıvermen gereklidir ve bu da sandığından daha meydan okuyucu olabilir. Çünkü bu ruhsal kavramlar dahi senin için bir ruhsal kaçış malzemesine dönüşebilir.

Hayal gücünün de ötesinde, Tanrı’nın tüm nitelikleriyle donanmış olduğunu bilseydin ne yapardın? Tanrı’nın ne olduğuna dair bir tanımlamadan mı yola çıkardın? Veya, tanımsız merkezindeki bütünlüğünün mutlak bilişi ile ihtiyaçsız, korkusuz bir yaşamı arzu ettiğin şekilde mi deneyimlerdin?

Bir diğer soru da şudur; Tek başınalığın gerektirdiği cesarete ve kendine güvene sahip misin?
Çünkü bu boyutun yoğun katmanlarından sıyrılırken bunlara ihtiyacın olacak. Ve kendin olduğun, gerçek haline uyandığın için kimse sana madalya takmayacak. Yüksek bir konumda olmayacaksın. Özel olmayacaksın.

Gerçek olacaksın.

Halil Gül
aryanon.blogspot.com

2 yorum:

  1. paradoksal gerçekten..(herşeyde olduğu gibi)..zira, tanımsız olanı anlamaya/anlatmaya çalışırken bile bi çok tanıma başvuruyoruz..tanımsız olanın ne olmadığıyla ilgili başvurduğumuz algı noktaları da kendi içlerinde referans alınacak bir 'tanım'olmayı barındırmak zorundalar (zihnin doğası gereği)..ama bu da kaçınılmaz tabi bir noktaya kadar..yani oluşla BİR olana dek bir tür "ya zihindesin ya değilsin" durumu..

    geriye (dediğin gibi) tanımın kendisi olma da denilebilen 'hissetmek' kalıyor..o hissedildiğinde ise kaçınılmaz olarak kendisini (hissel ve zihinsel olarak) ifade edecek ve böylece diğerlerinin de içlerindeki üstü örtülü halde bekleyen 'boş'luğun tetikleyicisi olacaktır..sevgiler..ademius

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön