Gören, Görünen ve BEN

Sayfayı Yazdırın
send email


farkindalik
Farkındalık
Farkındalık algının gören gözüdür. Bu göz olmasa ortada algılayacak birşey olmadığı gibi, algılayan da olmaz. Dış ve iç dünyamızı tarayan bir gözdür farkındalık. Neyi nasıl algılıyoruz buna bir bakalım.

İnsan bedeni içindeki farkındalığımız genellikle beş duyu ile algılanan bir gerçeklik içerisinde iş görmekle sınırlıdır. Bu durum farkındalığın sınırlılığı anlamına gelmemeli. Sınırlı bilince sahip insanın görüş açısını belirleyen nedenler vardır. İnsan, ruhsal farkındalığını zihin düzeyinde bir farkındalığa indirgemiştir. İçinde bulunduğumuz dünyanın gerçekliği, sınırları zihin tarafından çizilmiş ve zihinsel dinamikler üzerine inşa edilmiş bir gerçekliktir.


Zihnin doğasına, işlevine ve etkilerine daha yakından bakmak nerede durduğumuzu, nasıl algıladığımızı anlamak adına faydalı olacak. Zihin, bugünlere kadar varlığımızın dayanak noktası olarak belirlediğimiz ve kendi yerimize atadığımız bir hizmetkardır.

Bizim için gerçekliği tanımlar, bilinebilir olmasını sağlar.

Çünkü bilinemez olan ürkütücüdür. ( ürken kimdir?)

Kontrol mekanizmasıdır. Olmakta olanın bizim için bir tehlike içerip içermediğine bakıp yöntem belirler.

Çünkü güvenlik kaygısı vardır. (güvensiz hisseden kimdir?)

Yaşadığı geçmiş deneyimlerin sonuçlarını temel alarak şimdi olmakta olanı yorumlar.

Çünkü tanımlanamayan şey hiçbir anlam içermez. (anlam arayan kimdir?)

Geleceğe yönelik plan yapar ve varlığa dayanak noktası oluşturacak bir gelecek hayali yaratır.

Çünkü bilinemez bir gerçeklik her türlü risk barındırır ve kişiyi amaçsız bırakır. Amaç dayanaktır. (amaç arayışındaki kimdir?)


Bu örnekler ve daha birçoğu gerçekliği belli kalıplara sokar. Ve bir kalıp oluşturur. Şimdide yaşanmakta olana ardından bakıp tanzim ettiğimiz bir kalıptır bu. Bir gözlük gibidir ve gerçekliği ardından bakıp gördüğümüz şekilde yorumlarız. Ve gördüğünüz gibi zihin bu sınırlı algıyı oluşturmakta kullanılan bir araçtır. Peki zihni bu şekilde kullanan kimdir?
Ürken, güvensiz hisseden, anlam arayan, amaç arayan kimdir? Zihin bunları kendi başına yapmıyor. Arkada onu yoneten bir bilinç, bir benlik var. Ve bu benlik her seferinde farklı özelliklere bürünüyor.

Bazı durumlarda kendine güvenirken, bir başka durumda güvensiz bir şekle bürünüyor.
Bazen duruma göre verici biriyken, bazen de bencil bir kişiliğe bürünüyor.
Kimi zaman rahatken, kimi zamanlar da olan şeyi kontrol edip yönlendirmeye çalışır hale bürünüyor.
Seven bir haldeyken, nefret eden birisine dönüşebiliyor.

Ve zihni o anki haline uygun şekliyle kullanıyor. Kimdir bunlar?

Evet, “benlik” demiştim az önce ve birden çoğaldılar. Benlikler haline geldiler. Basitçe, hepsi benliğimizin parçalarıdırlar. Parçalanmış olan benliğimizin veçheleridirler. Ruhsal varlığımızı oluşturan bilincin toplamının içinde yer alan düğümlenmiş enerjilerdir. Varoluş maceramızda birçok şeyi deneyimledik ve bu deneyimlerin sonucu olarak ortaya çıkan veçhelere sahibiz.

Çözülmemiş bir durum, ihanete uğranan bir yaşam deneyimi, aşağılamaya maruz kalınmış bir deneyim, kendini çirkin gören bir taraf, elde etmek için güce ve manipülasyona yönelen bir parça, aldatan/aldatılan bir deneyimle ortaya çıkmış bir veche vs.vs. hepsinin varlığı halen ruhsal enerjimizin içinde mevcut. Ve yaşam deneyimimizi seçerken çoğunlukla bu enerjileri dengeye getirmek ve salıvermek üzerine inşa edilmiş hayat planlarımız olur. O hayatta bu enerjilerin bir veya birkaçının baskın olduğu bir hayat yaşarız. Seçtiğimiz veçheler kişiliğimizin baskın özelliklerini oluşturur ve gerekli deneyimleri yaratırlar.

Gördüğünüz gibi, algıyı belirleyen en önemli faktör içerideki algılayandır. Gerçekliği yorumlayan ve bakışıyla şekillendiren bir benlik vardır devrede. Bu veçhelerin yaşamımızdaki rolünü anlayabilmek için öncelikle onların kullandığı gözlükleri çıkartmak gerekir. Bu gözlükler çoğu zaman gelen darbelerle kendileri kırılırlar ve içerideki benlik bir çeşit kriz yaşar. Yaşanan kriz varlığa ötesini görebileceği, gerçekliği yeniden sorgulayacağı bir şans yaratır. Kırılan gözlüğün ardından göremediği olasılıkların ışığı sızmaya başlar. Hayatının anlamı çöker.

Bu düğümlenmiş parçaların varlığımızdaki mevcudiyetini gökyüzünü kaplayan ve sürekli hareket halinde olan bulutlara benzetebiliriz. Ardında parlayan güneşin ışıkları olduğumuz yere erişemez. Güneşi de göremediğimiz için, ya karanlıkta yaşarız ya da bulutların gölgelerinin hareketlerini izleyerek oynanan oyunda yer alırız. İşte algımızı sınırlı tutan ve yaşamımızı kontrol eden dinamikler böyle iş görür. Çeşitli sınırlılık ve güçsüzlük inanç kalıpları ile önceden belirlenmiş bir gerçeklik algısı ile şimdiyi yaşar ve geleceğimizi yaratırız.

Bu örneklere ve açıklamalara rağmen, aslında hiç de çare-siz durumda değildiriz. Güneşin açtığı zamanlar vardır. Böyle durumlarda hayat çok başka görünür ve deneyimlenir. Ama geçicidir. Seçtiğiniz yaşama gelirken, sizi destekleyecek, yolunuzu açacak dinamikleri de o plana dahil edersiniz. Belli potansiyellerin gerçekleşmesi durumunda hayatınızda yaşadığınız “rastlantısal” deneyimler sizi başka mecralara taşır. Bunlar değişim anlarıdır. Yaşamınızda birşey salınırken, gözlükler kırılmışken niyetiniz asıl olanı keşfetmekse, gerçekte kim olduğunuzu bilmekse, bu “rastlantılar” size çekilmeye başlar. Fark yaratan bir ivme oluştururlar yaşamınızda.

Eğer kendi uyanış sürecinizde belli bir farkındalık aşamasındaysanız, bu kişiliklerle özdeş olmanın gerçekliği algılayışınızı nasıl etkilediklerini görmeye başlarsınız. Bulutların ardındaki güneş sizin gerçek benliğinizdir. Varlığınızın özüdür. Yansımakta olduğu yerdeki oyunun oynanmasını sağlayan, destekleyen ve koşulsuzca her yere ve her zaman ışıyan özünüzdür. Size kendisini çeşitli şekillerde hissettirmeye başladıkça, algıladığınız gerçekliği sınırlayan kalıplar dağılmaya başlar. Bu işleyişin dinamiklerini görebilen bir farkındalık, onlarla olan ilişkisini de bir başka düzeye taşır. Ve artık, bir tarafıyla o bulutlara ışıyan güneştir o. Her hali deneyimlemeye başlar.

Bazen bulutlar gelir, sınırlı insan veçhesi devrededir. Ancak hissettiği gerçek özünün farkındalığı da o an oradadır. Her iki hali de birlikte yaşar. Dikkati öz benliğinde olduğu sürece, gerçeğinde merkezlenmeye niyet ettiğinde yaşanmakta olanı da daha geniş bir şekilde algılar. Korkular dağılmaya başladıkça eski yaşamına ve hayat planına bağlı olan şeyler kopmaya başlar. Hedef, amaç, geçmiş, gelecek gibi sahte benliklerinin varlıksal dayanakları çözülmeye başlar. Kendisini an içinde, şimdi nin hissedilen gerçek mevcudiyetinde daha rahat hissetmeye ve özüyle bağlantıya geçmeye başlar.

Filtrelerden arınmış bir göz, tortulardan temizlenmiş bir kalple algılamaya ve hissetmeye başlar. Zihinsel algının yerini hissedişle gelen bilişler alır. Direkt deneyimle gelen kendiliğinden bilişlerdir bunlar. Özü, sürekli ışımaya meyilli olduğu için içten dışa doğru genişler. Merkez odaklı bu genişleme insan veçhesi vasıtasıyla eyleme geçer. İşte bu durumda zihnin ardında onu araç olarak kullanan bir başka benlik vardır. Gerçek halin devrededir. Kontrol yoktur, korku yoktur. Olsa da insan olduğun için gelir ve geçerler. Hisseder, görür ve izin verirsin. Gerçeklik bir an bulanır sonra yine güneş açar. işte o zaman başka bir düzeyde kendine ve tüm varoluşa hizmet edersin.

Eril tarafın içindeki güneşin ışığı olur ve içten dışa yansıyan eylem olur,
Dişil tarafın kapsar, kucaklar ve yeniyi doğurur.
Güneşi de içine alan bir boşluk vardır ki, orada erir, kül olur, hiç olursun. Hiç olduğun anda hep olursun. Ortada TEK BİR BEN kalmıştır.


Halil Gül
aryanon.blogspot.com

4 yorum:

  1. kalemine sağlık. ne güzel ifade etmişsin gene.

    21 marttan sonra bir kabul, herşeyin uygunluğu hali hasıl oldu bana. bu veçhelerin kabulü süreci de hızlandı ekinoksla galiba....

    Sibel Bilge

    YanıtlaSil
  2. Hersey daha da hızlanıyor Sibel. Bu en buyuk hediye olabilecegi gibi, en buyuk kabus da olabiliyor. Ne olacagini belirleyen ise bizim secimlerimiz.

    sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. Ürken kim?
    Güvensizlik hisseden?
    Anlam arayan,
    Amaçlarını arayan KİM?Farkındalığa varmak isteyen."Siz istemeden dilinizden isteyen BEN'im"sözü gelip kapı gibi duruyor önümüzde, BİZ çıkıp devreden bilinç Onun durağında stop ediyor ya da sınırsız güce ve hıza kavuşuyor bence.Yüreğine, senden söyleyip yazana selam olsun sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  4. Söz zamanında söylenmiş, "dönüşünüz O'na dır." Yani kendinedir. Mutlak Gerçeğinedir.

    Teşekkürler Sufi...

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön