Çöldeki Dört Adam

Sayfayı Yazdırın
send email
Tobias: Hikayemiz bir çölde kendi kendilerini bir çeşit zindana hapsetmiş dört adamla başlıyor. Dört adam dışarıda, neresi olduğu bilinmeyen bir yerdeler ve güneş hergün tepelerine vurmakta.
Bu dört adamdan ilki toprağın derinliklerine batmış bir direğe bağlıydı. Uzun bir direkti ve adamın bilekleri bir zincirle direğe bağlıydı. Zincir aşağı yukarı iki metre uzunluğundaydı. Ayaklarını bağlamış olan bu zincir nedeniyle hiçbir yere kaçamıyordu. Kaçmayı denediği her seferinde, zincirin onu esir ettiğini bir kez daha farkediyordu.

İkinci adamın yanında da bir direk vardı, ancak onun bacaklarına bağlı bir zincir yoktu. Bunun yerine, direğin etrafını saran bir hendek ve ortasında durabileceği topraktan ibaret küçük çölü vardı. Hendeğin içi timsahlarla doluydu ve bu yüzden kaçamıyordu. Günden güne kızgınlıkla, şikayet ederek ve kendi kendisiyle tartışarak çölün ortasındaki bu küçük adasının etrafında daireler çiziyordu. Timsah korkusu onu orada tutmaktaydı.


Üçüncü adam bir Yeni Çağ takipçisiydi. Onun yanında da bir direk vardı, büyük metal bir direk. Direğin etrafına sarılı uzun bir lastik bant vardı ve bu lastik kayış onun beline sıkıca bağlıydı. Orada olduğu süre içinde her gün kaçmayı denemişti. Lastik kayışın uzanabileceği mesafeye kadar kendisini zorlayarak çekiyor, çekiyor ve çekiyordu ve uzanabileceği son noktaya gelince lastik kayış onu sert bir şekilde direğe gerisin geriye yapıştırıyordu. Her gün uyandığında başını sallayıp düşünüyordu “ Bu hiç de eğlenceli değildi, ama kendimi genişletmeyi tekrar denemem gerekiyor.” Ve hergün aynı şeyi deneyerek kayışın izin verdiği mesafeye kadar kendisini zorluyor ve sert bir şekilde tekrar direğe yapışıyordu.


Dördüncü bir adam daha vardı. Onun etrafında da derine gömülü uzunca bir metal direk vardı. Ancak ne ayağına bağlı bir zincir, ne direğin etrafında bir hendek, ne de beline bağlı bir lastik kayış vardı. Fakat sesler duyuyordu. Sesler ona “ Sakın o direkten uzaklaşmaya kalkma, yoksa kötü ruhlar seni mahvederler.” Ne zaman direkten beş veya on adım uzaklaşsa sesleri tekrar duyuyor ve hızlıca direğin oradaki güvenli ve konforlu alana geri dönüyordu.

Dört adam çöldeki bu hapishanelerinde günden güne, geceden geceye perişan ve öfkeli bir şekilde yaşadılar. Ta ki bir gün bir melek onlara gelene dek. Melek “ O zincir neden ayaklarına bağlı?” diye sorar. Ve zincirli adam “ Bunu başkaları yaptı, benim işim değil. Başkaları beni buraya bağladılar. Bu benim büyümemi engelliyor, sınırlı kalmama neden oluyor.” der. Melek başını sallar ve “ Hmmm, ilginç.” der.

Melek ikinci adama, içi timsahlarla dolu hendeğin ortasındakine gider ve “ Neden böyle birşeyi seçiyorsun? Neden etrafında timsahlar var?” der ve ikinci adam “ Bunlar hayattaki şeyler. Bunlar çöldeki bu küçük zindanımı terkedersem beni mahvedecek, yiyecek olan korkular. Timsahların ağzında ölmektense burada bu çaresizlik içinde kalmayı tercih ederim.” diye cevap verir. Melek başını sallar ve “ Hmmm, ilginç.” der.
Melek üçüncü adama yaklaşır, belinden sıkıca bir lastik kayışla direğe bağlı olan Yeni Çağ inancına sahip olana. Ve sorar: “ İşte bu çok farklı birşey, nedir bu?” “ Bu lastik bir bant, insanlığın toplu bilinci tarafından belime dolandı. Ne zaman genişlemek istesem, beni geri çekip direğe yapıştırıyor. Sanırım bu benim karmam. Yeryüzündeki hayat planım bu olmalı.” Melek başını sallar ve “ Hmmm, ilginç.” der.

Melek dördüncü adama gider ve “ Senin etrafında hiçbir şey yok. Seni buraya bağlı tutan hiçbir şey yok. Neden bu çölden uzaklaşıp gitmiyorsun?” Ve adam: “Oh sevgili melek, ne zaman denesem, kafamda bu sesleri duyuyorum. Bana ileride tehlike olduğunu, görünmeyen varlıklar tarafından mahvedileceğimi söylüyorlar. O tarafta şeytanlar var, biliyormusun? Onlarla karşılaşmak istemiyorum, çünkü şeytanlarla nasıl başedeceğimi bilmiyorum. Bu yüzden bu güvenli yerde kalacağım.”

Melek, “ Biliyormusun, her birinizi özgürleştirecek yetkiye sahibim. Bileğinizdeki zinciri kesebilirim; Hendekteki timsahları oradan temizleyebilirim; Belindeki o tuhaf lastiği çıkartabilirim; Kafandaki o sesleri dahi susturabilirim.”

Şimdi, bunun mutlu sonla biten bir öykü olduğunu sanıyorsunuz. Oradaki insanların birden şaşıracağını ve tüm bunların ne kadar da aptalca olduğunu farkedeceklerini sanıyorsunuz. Ancak melek zincirleri çıkarıp, lastik kayışı kesip, timsahları yok edince ve sesleri durdurunca bu insanlar neredeyse çıldırdılar. Bununla başedemediler. Kendilerini orada bağlı tutan bu şeyleri öylesine seviyorlardı ki, daha öteye hareket edemediler.

Kendilerini hapsettikleri bu yerden biraz ilerideki o küçük tepenin ilerisine, çöl olarak algıladıkları bu yerden biraz öteye doğru yürümüş olsalardı, orasının bir çöl olmadığını göreceklerdi. Aslında bir golf sahasındaki “sand trap” ( bunker: golfte topu engelleyen tümsek veya çukur ) kumluk alandaydılar.

Çok güzel çimlik alanların, ağaçların ve bir kulüp binasının olduğu, onlara istedikleri herşeyi vermeye hazır olan meleksi varlıklar ve insanların olduğu bir yerdi. Kendi golf arabalarına sahip olabilirlerdi, istedikleri kadar delik atışı yapabilirler veya tüm gün barda oturup semavi biralardan içip istedikleri herhangi birşeyi yapabilirlerdi. Ancak korkuları onları orada tuttu.

Bu onları serbest bırakan meleğe ne kadar aptalca görünürse görünsün, dört adam için oldukça gerçekti. Çöl gerçekti; onları oraya çakılı tutan şeyler, bu korkunç yanılsamayı yaratan korkuları – içlerinden gelen korkular ve dışarıdan geldiğini algıladıkları korkular – çok güçlü, çok gerçektiler. Öylesine gerçektiler ki; Serbest bırakıldıkları zaman dahi bu özgürlükleriyle nasıl baş edeceklerini bilemediler; gerçek seçimlerle ne yapacaklarını bilemediler; yaşamın güzelliğiyle ne yapacaklarını bilemediler.

Kendilerini kendi zindanlarına hapsetmişlerdi. Aslında hendeği başka hiçkimse timsahlarla doldurmamıştı; kimse o lastik kayışı o adamın beline bağlamış değildi; zinciri bir başka kimse bağlamamıştı o direğe; ve gerçekte konuşan sesler de yoktu. Ancak insanlar buna meyillidir! Gerçeklikleriyle ilgili yanılsamalar yaratırlar.

Böylelikle Shaumbra, bu sizin herbirinize tüm korkularınızı bir kenara bırakmanız için yapılan bir davettir. Sizi geride tutan şeylere bakmanız için yapılan bir davettir. Size gelen melekleri duyun. Sizi kendinizi özgür bırakmaya, mazeretler bulmayı bırakmaya, kendi zindanınızdaki hapsinize son vermeye davet ediyorlar. Aslında kumluk alan diye de bilinen bu küçük çölün ilerisi gerçekten de çok güzel. Öylesine güzelki. İstediğiniz her türlü şeyi yaratabilirsiniz. Ancak bir direğe bağlı olduğunuz, belinizde lastik bir kayış olduğu, timsahlardan endişe ettiğiniz, veya kendi korkunuzun sesini işittiğiniz sürece, potansiyel olarak sizi bekleyen hayatın güzelliklerini gözünüzün önüne getiremezsiniz. Korku ve sınırlılık tarafından tüketildiğiniz sürece; yaşamın nasıl kolay olabileceğini ve yaşamın her anının nasıl neşe ile dolu olduğunu, nasıl muhteşem olduğunuzu hayal edemezsiniz.

Hatta burada sandalyelerinizde otururken bile, özgürleşmek için arzu duyan diğer insanlarla onların yükünü almaksızın çalışmanın getireceği neşeyi ve doyumu bu sınırlı insan zihninnizle hayal etmeniz mümkün değildir. Biliyorsunuz, psikologlar genellikle diğer insanların yükünü alır ve en az onlar kadar aciz duruma düşerler. Ancak orada dışarıdayken ve öğretirken, Shaumbra, başka birisinin yükünü sırtlanmak zorunda değilsiniz. Oraya gelen ve dört adamı özgürleştiren melek zincirleri kendi ayağına bağlamadı, etrafında timsahlarla dolu bir hendek yaratmadı, kendisini lastik bir kayışa sarmadı ve tabii ki dışarıdaki o seslerin kendisini etkilemesine izin vermedi.

İşinizi yaparken, başkalarının yükünü almayın. Onları onurlandırın ve saygı duyun. Ayaklarındaki zincirle o direğe bağlı kalmak istiyorlarsa, onları bunun için onurlandırın ve elbette onlara bir seçim yapmalarını söyleyin.

Duyduğunuz cevaplar bazen sizi çok şaşırtacak. Bazen onlara “ bacaklarına bağlı bu zinciri salıverme yönünde bir seçim yapabilirsin, neyi seçiyorsun?” dediğinizde, insanlar genellikle herşeyin nedeni olan bu kafa karışıklığı içerisinde “ ama...ama... emin değilim, bilmiyorum.” ile başlarlar.

Şu an dahi, burada oturuyorken önünüzde serilmiş olan yaşamın güzel manzaralarını hayal edemiyor olmanız mümkündür. Çöl gibi görünen şey aslında basitçe, yaşamdaki kumluk bir alandır.

Çeviri: Halil Gül
aryanon.blogspot.com


0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön