Zamanın Durduğu An AKAN Zamanın Durduğu An

Sayfayı Yazdırın
send email


Salvador-Dali-Moment-
Sabah olur, gözlerini açar ve hayata kaldığın yerden devam edersin. Yıllar yılı devam edegelmiş alışkanlıklar kalıplaşmış, kemikleşmiştir. Aynaya bakınca aynı insanı görür, dişini aynı şekilde fırçalar, elbiseni aynı şekilde giyersin. Onu yaşaman için orada olan hayat ise, sorumlulukların, gerekliliklerin, beklentilerin, umutların, endişelerin ve acılarınla yüklüdür.
Onlar, sabahın tazeliğini, günün yeniden doğarken getirdiği yeni potansiyelleri hissetmene pek fırsat olmadan seni içine çekerler. Şekillendirilmiş düşünce ve inanç yapısıyla hareket eden zihnin aynı döngüde çalışmaya başlar. Zaten emilmişsindir. Sokak kapısından attığın adımla da çarklar gıcırdayarak tekrar çalışır.

Dur!
Durmayı hatırla. Nefes almayı hatırla. Zihnindeki kurgulardan ibaret olan, sana öğretilmiş bu gerçekliğin seni yorduğunu hissediyorsan Dur!

Yaşadıklarının seni nereye götürdüğünden emin değilsen,

Kim olduğunu sorguluyorsan,
Kim olduğunu sanıyorsan,
Dur!

Zaman zincirinin her bir halkasına binmek zorunda değilsin. Yaşam, algılamış olduğun gibi doğrusal bir çizgide akmıyor. Evet, herkes böyle yaşıyor ve dünya bu döngü üzerine kurulmuş. Ancak, eğer seçersen varlığının şimdiye kadar uzakta kalmış olduğun parçaları seninle tekrar bütünleşebilir.
Eğer seçersen, zincirin bir halkasını kırabilirsin. Çaba ile değil, durarak, gözlemleyerek ve izin vererek.
Kim olduğunu bilebilmenin en etkili yolu direk deneyimdir. Varlığının atıl kalmış melekelerini devreye sokarak algılayacağın bir deneyim.
Farkındalığın mevcut değildi.
Zihnin ve yaşamın o kadar çok gürültüyle doluydu ki, sezgilerini, özünün fısıltılarını duyman zordu.
“Şimdi”ye kadar. Eğer seçersen.
“Şimdi”, gerçek özünü deneyimlemene açılan tek kapıdır. Düşünce ve duygu fırtınalarının ortasındayken durmayı hatırla ve nefes al. Kendine aralıklar yarat.
Sen bedeninle hareket etmiyorsun. Seni geçmişten şimdiye taşıyan, bedenin ve onun vasıtasıyla yaşadıkların değildir.
Seni hareket ettiren, seçimlerindir.
Seçimlerinin ne olduğunu belirleyen ise; düşünceler ve inançlardır.
Düşünce ve inançları belirleyen; deneyimlerindir.
Tüm olan Öz kendisini birey olarak deneyimlemek ve öz niteliklerini tezahür alanına taşımak istedi. Onlara dokunmak, tatmak, algılamak, yaşamak istedi.
Öz’den kopan parça, ana rahminin sıcak ve güvenli ortamını bırakıp dünyaya doğan bebeğin yaşadığı benzer bir duygu ile sarsıldı. Arzuladığı tek şey, bilinmeyenin içinde tüm potansiyelleri yaşayarak bir zamanlar sahip olduğu o bütünlük haline ulaşmaktı.
Bunu hatırla! Her varlığın özdeki arzusu aynıdır.
Kopuş travması bir deneyim yaşamanı sağladı. Ayrı ve kopuk olduğuna inandın. Temelini ayrılık inancından alan adımlarla yürümüş olduğun yolda, yaşadığın deneyimler ve sonuçlar, yeni inanç kalıpları yaratmanı sağladı. Ve bu hal birbirini besleyen bir döngü oluşturdu. İşte buna dualite ve enerjinin düğümlenmesiyle oluşan döngüye de karma diyorsunuz.
Savaşmaktan, çabalamaktan, üstün gelmekten, ezilmekten, enerji çalarak olduğunu sandığın sahte benlikleri beslemekten yoruldun mu?
Yuvanın hissine, bütünlüğüne geri dönme arzunu hatırlıyor musun?
Seçiyor musun?
Eğer seçiyorsan okumaya devam et.
Bunların hepsi, eti ve kemiğiyle, tüm canlılığıyla deneyimlenmiş bir rüya idi.
Kendini birçok farklı zihinsel formda deneyimledin. Çıkış noktan aynı idi; ayrı ve yalnız.
Bu sana hizmet etmiştir. Benlik algısı kendini bireysel bir varlık olarak deneyimlemeni sağladığı gibi, yapabileceklerinin sınırsız gücünü keşfeden o benlik şimdi tanımladığınız egonun gelişmesine aracı olmuştur.
Ego yorulmaya mahkumdur. Bir an gelir ve aynı döngüdeki çaba egoyu yorar. Fakat ego o ana kadar neyi araç olarak kullanmıştır? İnandığı, düşündüğü şeyleri deneyimlemesine neden olan şey nedir?
O şey, yuvadan ayrıldığın yanılsamasını yaşarken dahi seninle olan Tanrısallığın ve Tanrısal gücündü.
Farklı bir açıdan bak. Eylem ve tezahür halindeki o güç vasıtasıyla neler ortaya çıkmış, neler yaşanmış ve yaşanmakta?
Doğru ve yanlış gözlüklerini çıkart ve tanımlamaksızın bak.
Eğer seçersen,
Hatırlamayı istiyorsun demektir.
Hatırlamak istiyorsan,
Dur!
Tüm bu akışa onunla savaşmaksızın, etiketlemeksizin bak.
Seni hareket ettiren ne?
İçindeki güdüleri gör.
Zihnindeki sesleri dinle.
Dışarıya bak. İnsanlar ne yapıyorlar? Hikayelerinin ardındaki sesiz çığlık neyi haykırıyor?
Kendi içinde onay verdiğin değer yargılarına bak. Ve bu yargılarının seni diğerleriyle nasıl ortak bir döngüye soktuğunu gör. Ve,
Dur!
Bunları gözlerken içlerinde kaybolursan, dur!
Nefes al ve hislerini aç. Hislerin ince nüanslarını deneyimlemeyi seç. Gerçek varlığını o alana davet et. Bu yaptığın meditasyon değildir. O hale bir etiket koyman gerekmez.
Sadece kendin olmana izin vermekte, kendini deneyimlemeyi seçmektesin.
Yuva sensin.

Yuvaya dönüs arzunla okuduğun tüm bilgiler seni ancak bu deneyimin eşiğine kadar getirirler.
Yapmış olduğun tüm meditasyonlar ve enerji çalışmaları seni bir eşiğe kadar götüren araçlardır.
Nihai eşik seni sürekli kendisine çekmiştir.

O an “şimdi”dir. Şimdi her an da mevcuttur. Yarın bir gün değil, belli şartlar yerine geldiğinde değil. Şimdinin eşiği sürekli “şimdi”dedir.
Yuvanın içine aktığı an “şimdi”dir.
Zaman treninden inmeyi seçersen, yaklaşacağın yer şimdiki andır.
Bu bir teknik değil. Tanımlamaya çalışma.
Seçtiğin şeyin sana akması için hiçbir çaba göstermene gerek yok. Tüm çabaların seni bu çabasızca oluş haline taşımak için hizmet etmiştir.
Tanımlamaları, teknikleri, beklentileri bir kenara bırak ve kendi özüne sahip çık.
Bu oluş hali bireysel olarak “deneyimlenen” birseydir. Bu yazı dahi seni sadece o eşiğe kadar götürmeye hizmet edebilir, ama o kadar.

Yaşamındaki tüm deneyimleri kendi bilinçsiz seçimlerinle nasıl yarattıysan ( ki bu harikulade birşeydir ) şimdiki seçimini de bilinçli bir şekilde yapabilirsin.
“Sen” faktörünü gör. Sen ana faktörsün. Yorulduğunu hissettiğin noktaya kadar “sen” yoktun. Olman gerektiğini söyledikleri veya olduğunu sandığın sahte benliklerin itme ve çekmesiyle bir varoluş hali deneyimledin.

Komplo teorilerini, gizli gündemleri, dünyayı kontrol eden güçleri bir kenara bırak. Şimdi tüm bunların gerçekliklerinden çok daha sade ve çok daha hakiki birşey mevcut. Burada aktarılan budur.

Dünyadaki varlığın ve içine akan gerçek sen bir faktördür. Dünyanın herhangi bir köşesinde, herhangi bir zamanda yaşadığın açılım, varolan tüm hikayeleri bir başka düzeye taşıyan faktördür. Kim olduğun gerçeği, içinde yaşadığın kavanoza sığmaz. Zamansız bir anda gerçek özünden yaptığın bir seçimle “gerçek sen”i, dünyanın bu en umutsuzca görünen zamanında, bunalım ve çöküş potansiyellerinin olduğu bu zamanda bedenlemeyi seçtin. Bu nedenle, kavanoz er geç kırılacaktır. Sahte olan, hakikatin ışığıyla aydınlanacaktır. Her zerre Öz’e dönecektir.
Buraya kadar okuduysan,
İçinde karşılığını buluyorsa,
Öyledir.

Sabah kaltığın zaman, önce dur!
Yaşadığın hastalıklar, keyifli bir anda içine akan o huzur, bir yakınının ölümü gibi durumlar sana durduğun anları yaşattı.
Artık durmayı kendin seçebilirsin.
Çaba yolunu bırakıp, kendin olmayı ve almayı seçebilirsin.

İnsanları ve şartları suçlamayı bırak. Neden suçlamış olduğuna bak. Orada incinmiş bir çocuk bulacaksın. Tüm şifa kendini olduğun halinle kabul etmekle ve olduğun halleri farketmekle başlar.
Bu yüzden, güne başlamadan önce dur ve seni neyin beklediğine bak. Neden beklediklerine bak. Tek boyutuyla, doğru ve yanlış gözlüğünden, gereklilikler penceresinden bakan halini gör.
Bu şartsızlıktaki, tanımsızlıktaki özgürlüğü hissedebiliyor musun?

O’nu açıklamaya çalıştığında yetersiz kalırsın, tanımlayamazsın. Bu çabanın O hisse nasıl etki ettiğine bak. Çaba varsa o yok.

Zihnin çabasız eylem olur mu? diye sorabilir. O eylem halindeki çabasız akıştır.
Seçer ve izin verirsin. Yaşamın kendine özgü ve çok boyutlu bir işlevsel dinamiği vardır. Bu dinamiği anlayamazsın, anlaman da gerekmez. O hareket halindeki enerjidir ve seçimlerine cevap verir. Gündemsizce, plansızca sadece akar ve forma bürünür. Evreni anlamaya çalışma. Bırak o kendi işini görsün.

Benliğindeki parçalanmışlığın bütünlenmesini seçebilirsin.
Bu parçalanmışlığın, evrendeki çeşitlilik ve çokluk olduğunu sanma. Çeşitlilik zenginlik ve özgünlüktür. Her parça kendine has bir benzersizlikle özün tezahürüdür. Murat edilmiş olan, özgünlüğünü bütünlük içinde yaşamandır.

Parçalanmışlığın, ayrılık inancı temelinde yaptığın bilinçsiz seçimlerinin sonucudur.
Senin için bilinçli seçim, bu farkındalığa ulaşma ve bütünleşme yolunda, sezgilerine güvenerek yaptığın seçimlerdir.

Dikkatini içine çevirdiğinde göreceksin ki;
Onlar da “Sen”i bekliyor, “Sen” i arzuluyor. Sen, “Gerçek Sen”i arzuluyorsun.
Ve O’da senin dönüşünü arzuluyor.

Halil Gül
Aryanon.blogspot.com

2 yorum:

  1. :) teşekkürler halil. tekrar hatırlattığın için.
    arzu

    YanıtlaSil
  2. Arzuuuu..merhaba, sen de kendini hatırlattığın için teşekkürler :-)

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön