An’da Şekillenen Büyük Resim

Sayfayı Yazdırın
send email

Televizyon kanallarında izliyoruz; isiga dogru
Dünya yokoluşa doğru ilerliyor,
Kıtlık kapıda,
Küresel ısınma,
Su ve besin kaynakları azalıyor,
Enerji kaynaklarına sahip olmak adına ortam geriliyor,
Hayvan türleri yokoluyor,
Ormanlar yanıyor,
Su kaynakları ve denizler daha çok kirleniyor.
Evet, birşeyler olduğu, dünyada artık değişimin yaşandığı, hayatın geçmişteki gibi olmadığı bir gerçek.
Ancak, tüm bunların neden yaşanmakta olduğuna dair net bir bakış açısına sahip olabilmek büyük resmi görebilmekten geçiyor. Büyük resim aslında tek bir tablodur. İçinde insan figürlerinin de bulunduğu, insanın ve farkında olmadığı boyutlarının ortak fırça darbeleri ile hiç durmaksızın çizilmekte, değişmekte olan bir resimden bahsediyorum.
İnsan bilinci yavaş yavaş, varoluşun tüm elementleri ile olan bağını keşfetmeye, aslında herşeyin birbirine bağlı olduğunu anlamaya başlıyor. Bir diğerine karşı ortaya çıkan davranışın veya tepkimenin aslında bütünü etkilediğini ve dönüp dolaşıp kendisine de tesir eder hale geldiğini anlamaya başlıyor. Düşünce, niyet ve tezahür arasındaki süreç çok daha hızlanmış durumda.
Bu anlayışa açılan kapılar ne yazık ki öyle pekde kolay ve akışkan bir şekilde ortaya çıkmıyor. İnsan bilinci, çok uzunca bir zamandır içinde olduğu uykudan uyanması yönünde sert darbeler alarak kendisine gelmeye başlıyor.

Bilinci Bedenleyen ve Yansıtanlar
Ruhsal ve Metafizik bilgilere aşina olanların bildiği gibi; Dünyada ve tüm evrende insanlık adına (insanın yerine) en temel ve dengeleyici enerjileri tutan bazı enerjiler, valıklar hep mevcut olmuştur.
Doğa ruhları ve Devalar ormanların, dağların, nehirlerin enerjisini,
Yunus ve Balinaların bilinci astral boyut ötesindeki bilincin oluşunu ve enerjisini,
Piramitler, daha fonksiyonel ve inisiyasyon amaçlı olarak, yüksek enerjilerin giriş kapılarını ve vortekslerini,
Hamiler, gurular, veliler, peygamberler ise, insanlığın unutmuş olduğu ÖZ’le olan bağlarını ve kendi gerçek doğalarını onlara, yaşayan örnekler olarak hatırlatan varlıklardı.
Doğanın sükuneti ve ihtişamı, kendi gerçek doğamızın tezahür etmiş bir örneği olarak yansımakta idi.
Her varlığın rehber melekler grubu, kopuk olduğu ruhsallığının enerjisini tutmakta idi.
RUH’un, insan olarak deneyimlemekte olduğu oyunun, yaşanmakta olduğu alanı boyutsal olarak sabit tutmakta, beslemekte idiler.
İnsanın Resimdeki Yeri
Doğada bu dengelerin tutulmasına ihtiyaç varken insan ne yapıyordu ?
İnsan, deneyimleri ile meşguldu. ÖZ, kendi enerjisinin bir parçasını insan bedeni içine koymuş, ayrı ve kopuk olduğu inancının derinliklerine yolculuk yapmakta ve bu alanlarda yaşadığı deneyimlerle kendi olanaklarını keşfetmekte idi.
ÖZ’ünden, Tanrı’dan ayrı olduğu inancıyla, kendi benliğini çoklu parçalara ayırdı. Yanılsamaların kutupsal çeşitliliğinden kaynaklanan roller yarattı kendisine. Kötü bir deneyim yaşadığı haldeyken, iyi olanını ise, dengeleyen bir karşı unsur olarak yaşadı. İyi-kötü çeşitliliğinde ana gövdeden ayrılan ve saçaklanan dallar misali çoğaldı. Karma denen bir döngü, dönüşmemiş enerjileri çözümlenmesi için bir diğer hayata taşıyan mekanizma olarak ortaya çıktı.
İnsan halen bir yaratıcıydı. Bilinçsizce olsa dahi, içinde kalbinin arzularını, zihnindeki düşünceleri birebir yaşama deneyimine sevkeden bir yaratma yetisi vardı.
Fakat bu iyi-kötü arasındaki gelgit ve savaş, enerjileri bir noktada tıkıyordu. Deneyim içindeki insan iki kutbun bütünselliğine giden yoldan uzaklaştığı noktada enerji daha da düğümleniyor ve bireysel yaşamlarda acıyı derinleştirdiği gibi, kollektif olandan yansıyan da bu acı oluyordu. İçteki tıkanmışlık, savaşlar, kirlilik, duyarsızlık, güç hırsı ve içe çöküşün tezahürlerine vesile oluyordu.
Bilinçteki bu karmaşa ve hapsolmuşluk, insanları “şehir hayatı” denen şeye dahil olan, beton kutular içindeki yaşamlara, trafik karmaşasıyla tezahür eden tıkanmışlığa, hava kirliliğine, zehirli atıkların doğayı kirletmesine, yeşilin gittikçe yaşamlarımızdan çıkmasına itiyordu.
Tıkanmış olan kollektif bilinç içe çöküşle birlikte, insanın üzerinde yaşadığı kendi evini yok etme olasılığına daha yakın duruyor ve yazının başında belirttiğim örnekler ortaya çıkıyordu.

Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değildir
Şimdi, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Görünenin ötesindeki anlamı kavrayabilmek için, insanın kendi içinin derinliklerine nüfüz eden bir farkındalığa ihtiyacı vardır. Bunun için en temel kriterlerden bazıları;
Global boyutta yaşanmakta olan şey her ne ise, bunu insanın kendi içinde yaşadığı halin tezahürü olarak görmek,
Bireysel ve boyutsal olanın bütünlüğünü ve bağını kabul etmek,
Her bir varlığın içindeki yaratma gücünü farketmesi ve yaşamının sorumluluğunu alması,
Aslında ortada, TEK bir beden, TEK bir yaşam, “çoklu görünen BİR bütün” olduğunun anlaşılması.
Dualitede en büyük değişim ve farkındalık potansiyellleri en derin düşüşlerde, dibe vuruşlarda yaşanır.
Dünyada ortaya çıkan tüm bu “olumsuzlukları” bireysel yaşamlarımızdaki ayrılıklara, depresyonlara, çöküşlere, mutsuzluğa, tatminsizliğe, öfkeye, şiddete benzetebiliriz.
Enerji çözüm arar, genişlemek ister.
İnsanlık olarak elimizde büyük ve yoğun, tıkanmış bir enerji kütlesi mevcut. Bu enerji salınmak ve genişlemek istiyor. Kollektif bir yaratımın sonucu olarak ortaya çıkan bu enerji, bilinçteki bir değişimle, bir farkındalık kıvılcımıyla, daha geniş bir bakış açısıyla tüm insanlığa çok daha farklı şekillerde hizmet edebilecek bir hale dönüşebilir.
İçinde muazzam boyutta bir farkındalık ve uyanış potansiyeli barındıran bu enerji bizlerin bunu anlaması için kendi önümüze getirdiğimiz, daha derinlerdeki bir seçimin sonucudur.
Bu günler geçmişte öngörülmüştü. Bilirsiniz, içinde bulunduğumuz döneme dair yıkım potansiyelini de barındıran birçok kehanet ve öngörü mevcut. Ancak yıkım potansiyeli aşılmış durumda. Bu düğümün çözülmesine dair bir ışık mevcut olmasa idi, doğum sancılarını yaşadığımız bir döneme girmemize dahi gerek kalmaksızın dünya çoktan yerle bir olmuş hale gelebilirdi. Şimdi yaşanmakta olan ise, eski olanın çöküşü, yeninin doğuş sancılarıdır. İsrafil’in ötmüş olan Sur’unu duyan insanların yaşadığı bireysel açılımların, kollektif olana etkileridir. Bu anlamda, kıyam etmiş, uyanmış olan bireylerin bütün adına bu potansiyeli dünyada yaşanabilir kılmasıdır.
Daha hassas ve farkında olanların algılamakta, bilmekte olduğu bir doğum süreci yaşanıyor dünyada. Bugünlere dek hakim olmuş olan eril enerjinin baskısı altındaki dişil prensip, kendi rahminde olgunlaşmış olan bir potansiyele gebe idi.
Haberlerde dinlediğiniz her yoruma inanmayın. Büyük resmi de algınıza dahil ederek kendi süzgecinizden geçirin. İnsanlık eskimiş ve köhneleşmiş bir evde yaşamakta idi. Eski ev yıkılıyor ve insan yeni bilinci ile yeniyi inşa edebilecek tüm Tanrısal donanıma sahip hale geliyor. Bundan ilk nasibini alan ise bireysel yaşamlarınız. Konu dünyayı kurtarmak ile ilgili değil. Kendi gerçeğinize sahip çıkmak ve uyanmakla ilgili.

İnsanlık Direksiyonu Devralıyor
Türler yok olmuyorlar, türler tutmuş oldukları enerjiyi insana devrediyorlar.

Yeni bilincin tezahür edişi ile birlikte, bu bilince karşılık gelen yeni türler de çıkacaktır.

Doğa ruhları, doğada bedenlemiş oldukları enerjinin bayrağını artık insana devrediyorlar.
Tapınaklar, kutsal yerler işlevlerini bırakıyorlar.
Dışta olan, hep aranmış olan şey artık insanda tecelli ediyor ve bu Tanrısallık ışığı tüm sınırlılık kalıplarını çatlatıyor.
Zaman algısı değişiyor ve insanın düşünce ve niyetleri daha hızlı kendisine yansır hale geliyor. Ve anda yaşamaya meyleden insan, zihni ve kalbinde ne varsa onlarla halleşmek zorunda kalıyor.
Yeni bilince karşılık gelen bir yeni dünya potansiyeli şimdiden mevcut. Bilinçte yaratılmış durumda. Yürünen yol zaten yaratılmış olan bir potansiyele atılan adımlardır.
İnsan, hep dışarıda aramış olduğu huzurun, anlayışın, güvenin, sevginin ve koşulsuz kabulün kendi gerçek doğasının unsurları olduğunu anlamaya başlıyor. Bunların tezahür etmesi için insanın kendi gerçeğine sahip çıkmaktan, Tanrısal özüne teslim olmaktan başka yapması gereken bir şey yok.
Yaşanabilir bir dünya ancak, kendi Tanrısallığında, tekbaşınalığındaki bütünlüğünde yaşayabilen insan bilincinin bir yansıması olarak ortaya çıkabilir. Herşey bizim bir uzantımızdır. Bizle ilgisi olmadığını düşündüğümüz şeyler dahi BİR olan bütünün bir uzantısı olarak kendi bilincimizde mevcuttur. Ve kendini şifalandırmak bütünü şifalandırmakla BİR’dir.
Bu uğurda ne yaparsanız yapın, ister meditasyon yapın, isterse varolan tüm ruhsal gelişim seminerlerine gidin, varacağınız yer şimdi deki mevcudiyetinizin farkındalığıdır. Zihnin hemen ardındaki alandır, kendinizi yaşanmakta olan döngünün ardında, sessizlikte bulacağınız bütünlüktür, doyumdur, oluşla gelen biliştir. Gerçek BEN’in, yeni bilincin, yeni dünyanın, yeni sizin alanıdır.
Bu alandaki potansiyeller, tohumlar olarak, bedeninizde, yaşamınızda, ilişkilerinizde açmak üzere olan çiçeklerin suyunu ve güneşini aldığı yerdir.
Sevgiyle…

Halil Gül
aryanon.blogspot.com

3 yorum:

  1. sevgili Halil,

    son gunlerde izledigim gelismelerin yeni dunyaya yer acmak icin oldugunu ve tikanan enerjilerin su ya da bu sekilde cozulmesinin
    murad edilene vesile olacagini biliyor ve soyleyip geziyorum.
    yeni dunya ,yeni insan ve murad edilen dedigin gibi bireysel arinmamizla mumkun.hepimize kolay gelsin.ictenlikle ve sadelikle yazdigin dusunceleri paylastigimi bil istedim.sevgiyle.berrin

    YanıtlaSil
  2. Paylastigin icin teşekkürler Berrin.

    sevgiyle...

    YanıtlaSil
  3. ben de teşekkür ederim.ne zaman içim daralsa, kendimi trafiğin ortasında buluyorum. tamamen denge durumuna gelsem, kimbilir belki de doğanın içinde yaşayabilirim.

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön