Gerçeklik Nedir ?

Sayfayı Yazdırın
send email
27750002867001
Gerçeklik, bakan göze, kişiye göre şekillenir. Gerçekliğin nasıl algılandığını belirleyen kriter, kişinin sahip olduğu değer yargılarıdır. Realite, onu gözlemleyen bir varlık olmadığı zaman, sadece bir boşluktur. Neyin ne olduğuna karar veren gözlemleyen varlıktır. Ve evren onu nasıl görüyorsak o şekli alır. Evrenin onu gözleyen varlığa tepkisi daima “ve öyledir”dir. Ve yansıtır. Yansıyan şey kendimizden başkası değildir.

Gerçeklik dediğin şeydeki ana faktörü gör. Sen merkezdesin. Sahip olduğun yargılar, inanç kalıpları ve duygular, içinde bulunduğun durumu yaratmakta. Tüm bunları yaratanın sen olduğunun sorumluluğunu alman, yaşamının sana, kendine dair yansıtmış olduğu şeylerin neden orada oldukları anlayışını sunmaya başlar. Bu anlayışa giden yolda durumuna uygun olan kişiler, bilgiler vs. hiç beklemediğin yollardan sana gelir ve vesile olurlar. Ve sorumluluk alma seçiminle bunu yaratan da kendinsindir.

Seçimler, yaşamış olduğun deneyimlerin üst üste birikmesiyle oluşan sonuçlardan ortaya çıkarlar. Uykuda olduğun sürece başkalarının seçimleriyle yaşarsın. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair önceden verilmiş hükümler ve bunlara uygun işleyen toplumsal dinamikler, içine doğmuş olduğun dünyanın “gerçekliğini” oluşturur.

Dünyaya gelirsin ve bu kalıpları öncelikle hücresel boyutta bedenlersin. İçinde bulunduğun beden, var olan tüm “gerçeklik” tanımlamalarının sonuçlarının tezahür ettiği yerdir. Acının ve hazzın etkilerini bedeninde deneyimlersin. Haz duygusu seni daha rahat ve genişlemiş hissettirirken, acı seni içe doğru büker, sıkıştırır ve patlar. Bu tesirler bedenine kaydolur ve tekrar eden inanç kalıplarının ve bakış açılarının sonuçları olarak ortaya çıkan hastalıkları tezahür ettirir. İşte bu yolla İnsanlığın yaşamış olduğu maceranın, aileden gelen karmik enerjilerin genetik miraslarını da üzerine alırsın.

Sana hazır formüller sunulur. Tekrar etmiş olagelen “gerçeklik”, insanların sınırlı, güçsüz, ayrı, çaresiz olduklarına dair inançlarını pekiştirmiş olduğundan, bu sahte “gerçeklik” otomatikman kabul görür bir hale dönüşmüştür. Kendi yaratmış oldukları kafesin içine kendi kendilerini hapsetmişlerdir. İçlerindeki anahtarın farkında değildirler.

Hazır formüller sana acıdan kaçınmak için geliştirilmiş zihinsel savunma yöntemlerini sunduğu gibi, hazza yönelik reçeteler de mevcuttur. Fakat nihai noktada bunların hiçbirisi sana daimi hazzı, gerçek doyumu sunmaz.

Dışarıda aramaktan yorulduğun zaman, sunulmuş olan sahte reçetelerle kendini içine soktuğun deneyimlerden bıktığın zaman, yaşam senin için bir anlam ifade etmemeye başlar. Bu hal, acı yolu ile kendi özünün gerçeğini hatırlama yolculuğuna çıkmış olan varlığın pes etmeye başladığı bir haldir. Yaşanılan sahte gerçeklik içerisinde, olmadığı tüm halleri, tüm yanılsamaları bizzat onlarmış gibi olarak deneyimlemiştir. İşte bu “gerçeklik”, mış gibi yaşamaktan ibarettir.

İçindeki asıl gerçeğe açılan yol, direncin bittiği noktada ortaya çıkmaya başlar. Varlık kendisini zihinle, bedenle, duygularla sınırlı olarak tanımlanmış bir gerçeklik içinde deneyimlemiştir.
Dualiteden Birlik bilincine adım atmaya meyleden varlık için, bütünlüğünün diğer parçalarını burada bedenleme olasılığı artık mevcuttur. Gerçek özünün tamlığı ve sınırsızlığı ona akarken, yaşanmakta olan şeyin bir rüya, bir yanılsama olduğunu görür. Gerçekliği sınırlayan zihinsel kalıplar ve duygu bedeninde depolanmış düğümler çözülmeye başlar. Hastalıklar, var oluşlarının asıl nedeni olan korku ve yargıların salınması ile gerçek anlamda şifalanma sürecine girer. Ve varlık ilk kez “gerçeği” üzerindeki kendi belirleyiciliğini fark etmeye başlar. Bu fark edişe eşlik eden özgürlük duygusu onu kendisine daha da yakınlaştırır.

Bu süreç meydan okuyucu olabilir. Zira, yaşamda ona “heyecan” vermiş olan aktivitelerden kopmaya başlar. Sahte benliğini besleyen ilişki bağları anlamını yitirir. İnsanların, kendi yarattıkları kısır döngü içerisinde nasıl dönüp durduklarını daha net görmeye başlar. Bu bağlardan kopuşu ona bir nevi ölümü yaşatır. Onu limana bağlı tutan halatlar kopmaya ve gemisi rüzgarın ve akıntının etkisiyle bilinmeyen sulara doğru yol alır. Yeniden doğmakta olduğunun bilişi onunladır. Gemisi, hareket ettikçe yenilenmektedir. Ancak tüm bunlar çabasızca, kendiliğinden olmaya başlar. İçindeki güven ve biliş onu şimdi’nin sonsuz potansiyelleri arasında bir yolculuğa çıkarır. Anlar ki ; Gerçek denen şey çok boyutludur. Okyanus sınırsızdır. İçindeki öz genişlemeyi ister. Bilgi ile değil, oluşu ile yol alır.

Halil Gül
aryanon.blogspot.com

3 yorum:

  1. BUNDAN DAHA GÜZEL İFADE EDİLEMEZ, YÜREĞİNİZE SAĞLIK

    YanıtlaSil
  2. Eline Sağlık. Güzel ifade etmişsiniz.

    YanıtlaSil
  3. güzel olmuş.. işime yaradı valla :D

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön