Yaşamdan, Kişiden, Ben'den Bir Kesit

Sayfayı Yazdırın
send email
Aşağıdaki yazıya ek açıklama.

İçinizde bir yara vardır. İhmal etmişsinizdir, arada aklınıza gelmiştir ama onunla gerçekten yüzleşmemiş, görmezlikten gelmiş, zamanın aşındırıcı etkisine maruz kalıp kendi kendisine yok olacağını ummuş ve unutmak istemişsinizdir. Ve kabuk tutmuştur.

Şu veya bu nedenle kendisini belli ettiği zamanlarda, ilgi bekleyen bir çocuk gibi, size ait bir veçhe olduğunu hatırlatırcasına ağlamış, kucaklanmak istemiş, kabul edilmek istemiştir. Sizin tarafınızdan yargılanmış, etiketlenmiş ve bastırılmış olmak, dikkatinizi çekmek için içinde irin oluşturmuştur. Kokmaya, kaşındırmaya başlamıştır.

Kendimize dair görmek, anlamak ve koşulsuzca kucaklamaktan kaçındığımız, belli bir olaya, kişiye veya duruma dair iz barındıran veçhelerimiz, içimizdeki yaralı, ilgiye ve sevgiye muhtaç benlikler vardır.

Öyle bir zaman gelir ki, yüzleşmekten kaçınamayacağınız bir şekilde içinizden çıkarlar. Ya bir başka deneyim olup, dışarıdan yansırlar ya da içinizdeki irin kendiliğinden akmaya başlar. “Kötü” ilan edilip, yargılandığı ve bastırıldığı ölçüde karşı bir güçle görüş alanınıza girmek üzere bastırırlar.

Niyetiniz, nihai noktada kendinizle bütünleşmek ve Tanrısal benliğinizi bedenlemek ise ; Zaman gelir ve uygun an da hepsi yuvaya dönmeye başlar. Kendinize, olan halinize, tüm veçhelerinize kabul verme, şefkatle yaklaşma ve yaşanmış olan deneyimlerin izini taşıyan benliklerinize kalbinizi açma zamanıdır. Kendinizi kucaklama zamanıdır. Felsefeye, tanımlamaya, aşmaya, kendini korumaya, farkındalık çabasına vs. yer yoktur.

Zira her biri size kendi hikayesi ile dönmektedir. SİZ yuvasınız, SİZ aradığınız şeyin kendisisiniz. Ve döneceğiniz yer yola çıkmış, yaratılmış olduğunuz yerdir. Tüm parçalarınızla SİZ den çıkmış, SİZ e dönmektesinizdir.

Ve her birinin anlatacak hikayesi vardır. Sevinçleri, hüzünleri, keşkeleri, derin acıları, zaferleri, heyecanları, bastırılmışlıkları, bastırmışlıkları, saldırganlıkları vs. vardır. Oyun alanında deneyimlenecek ne varsa deneyimlemişsinizdir. Tüm duygu ve düşünce skalasından yaşayarak deneyimleyerek geçmişsinizdir. Şimdi yuvaya, kendinize dönme zamanıdır. Bu an a kadar yoktunuz. Yaşadığınız, deneyimlediğiniz şeyler oldunuz. Ayrı olma, yuvadan, gerçek benliğinizden kopma deneyimini ( illüzyonunu) bizzat o hallerin kendisi olarak yaşadınız.

Şimdi yuvaya dönme, bütünleşme ve gerçek halinizi hatırlama zamanıdır. Hep aramış olduğunuz sevgi, kabullenme, sefkat ve huzur halinin kendi gerçek haliniz olduğuna uyanma ve kendini her halinle kucaklama zamanıdır.

Aşağıdaki yazı içimdeki irinin aktığı, yaranın kabuğunun koptuğu bir an da yazılmıştır. O an kendiliğinden gelişen bir tutumla olana izin verdiğim bir an dır. Yazıda tepki, suçlama, kendine öfke, huzura, rezonasyona duyulan bir özlem, içgörü vs. gibi duygular vardır. Bunların her biri farkında olmadığım değil, yaşanmasına, akmasına, deneyime, kendimin o anki haline izin verdiğim şeylerdir.

Kendimle ilgili farkına vardığım önemli bir şey var. Bir tutum diyelim buna.
Bana uzunca bir süre hizmet etmiş olan bir tutum. Farkında olma, farkında kalma ve temkinli olma tutumu. Dualitenin tuzağına düşmemek için, her an kendimin farkında olmak için geliştirmiş olduğum bir tutum. Eski enerji dediğimiz, her şeyin karşıtı ile var olduğu, etkinin tepki yarattığı, sebep ve sonuç düzleminde lineer bir bağla bağlı olduğumuz katı gerçeklikte bu tutum, dışsal cazibe ve tehlikelerin farkında olmak ve kendini korumak adına bir ölçüde mutlaka hizmet etmiştir.

Ancak bizi biz yapan, kendimizi tanıma, deneyimleme ve genişlememize araç olan en önemli unsur olan İnsan olma hali duygusal varlığımızdan ayrı düşünülemez. Duygular olmaksızın ne olurduk ? Nasıl olurduk ? Genişlediğimiz alan önce bilinçte, farkındalık alanında sonra da duygu bedeninde yaşanır. Tüm veçhelerimiz birer duygu ve inanç kalıbı topudur. Duygu bedenimizle uyumlu ve dengeli ilişkiyi bilmiyoruz. Duygularımıza izin vermeyi, onları anlamayı, yaşanan deneyimi “yaşatan” şeyin duygular olduğunu bilmiyoruz. Olumlu duygulara izin verebiliyorken, olumsuz olanları bastırmaya, onlardan kaçmaya şartlamışız kendimizi. Tu kaka dediğimiz duyguları ( veçheleri) dışlamak için sütten çıkmış ak kaşıkmışız gibi kendimizi kandırdığımız rollere bürünmüşüz. Pozitif düşünce denen kutba kayarak, “pozitif düşün hayatın pozitif olsun” hikayesiyle sahte motivasyonlara yönelmişiz. Tanrısal insan, karanlığını her düzeyde ( beden, zihin, ruh, öz vs) kucaklamış, izin vermiş olandır.

Duygularıma koşulsuzca izin verdikçe kendimi daha farklı bir düzeyde tanımaya başlıyorum. Zihinsel farkındalık olmadığımı, hislerim, sezgilerim, bedenim ve bilincimle bir bütün, hepsinin BEN olduğunu anlamaya, deneyimlemeye ve izin vermeye başlıyorum.

İşte bu yaranın içindeki irin, akmasına izin verince, onu kalbime alınca bana bu hediyeyi sunuyor. Burada okuyanlarla paylaşmak istediğim şey yaşamış olduğum deneyimin bizzat kendisi idi. Dışlamış, yargılamış, reddetmiş olduğum şeyin kabulüne giden süreçte yaşadığım halden bir kesitti.





Bir İnsan tanıdım.

Aklın, bilinebilir ve öngörülebilir olanın yarattiği psikolojik güvenlik alanı içerisinde yaşardı.

Çok okur, bilgilenirdi. Hatta kendisini geliştirme fikrine çok bağlıydı. Gereğini de yapardı kendince.

Yaşamı, sürekli bir öğrenme ve öğretme döngüsünde devinirdi. İki branşta Üniversite diplomasına sahipti fakat öğrenme ve kendisini geliştirme arzusu onu yeni bir branşa yönelterek üçüncü kez Üniversite’ye girmesini sağlamıştı.

Ne zaman onu görsem, elinde bir kitap vardı. Kendisine dinlenmek için ayırdığı zaman dilimlerinde ise daha hafif ve rahatlatıcı dediği tarzda romanlar okurdu.

Dibi delik bir kovayı sürekli doldurmakla meşgul görünürdü bana.
Hatta, hızlı okuma kurslarına gitmişti. Normal insanın bir kitabı okuyuş ve okuduğunu anlayış istatistiklerini bana göstererek, hızlı okuma tekniği ile nasıl zamandan kazanıldığını ve bu teknikle bilinçaltını devreye sokarak ezberleme çabasının ötesine geçerek daha akışkan bir şekilde bilgiyi depolayabileceğini anlatırdı.


Yoga tutkusuydu. Bedenine önem verirdi. Sağlıklı, güçlü ve esnek olması kendisine iyi hissettirirdi. Yoga’nın düsturu olan Beden, Zihin ve Ruh dengesinin Beden hariç diğer iki ayağı sakattı.

Yaşamın pratik, işler, fiziki boyutunu iyi algılardı.

Zekanın, yaşamın pratik ve entelektüel boyutuna katkı sağlayacak bir yaratıcılık ölçüsünde çalışıyor olması onun için önemliydi.
Duygu bedeni ile sorunları vardı. Bu katı bakış açısının kriterlerine uyacak kimse olmadığı için ilişkilerini belli ölçülerde yaşardı ve bir süre sonra anlam veremediği bir doyumsuzluk kaçmasına neden olurdu.
Sıkıştığı anlarda kaçardı. Duygusuyla yüzleşmek çok zor bir işti. Hayvanlarla olan duygu alışverişi ve bağ hoşuna giderdi. Onlardan bir zarar gelmezdi neticede. Doğa ile baş başa kalmayı severdi. Böyle anlarda dengelenirdi. Ancak bunun dahi kendinden kaçış olduğunu görmezdi.

Duygular başa bela bir şeydi. İyi hissettirdiği zamanlar her şey güzeldi tabiî ki.

Analitik ve plancı zihni, kendisiyle olan ilişkisinde belirleyici faktördü. Bedeni ve sağlığı için öngördüğü egzersiz ve sağlıklı beslenme bu plan dahilindeydi.

Ruhsal gelişim, Metafizik bilgiler vs. onun için gerçek üstü, irrasyonel şeylerdi ve yaşamın bilinen gerçekliğinde yeri olmayan şeylerdi. Daha basit bir bakışla, insanın iyi olması gerektiğine, hayvanlarla ve doğayla uyum içerisinde yaşamamız gerektiğine inanırdı.

Kısaca ; Dışarıda olan şeyler yoluna konulduğunda ve plana uygun davranıldığında sorun kalmayacaktı. İnsan mutlu olacaktı.


Beni nasıl algılardı ?

Bedenimle ilgili yorumlar yaptığını hatırlıyorum. Kaslarımı incelerdi ve bazı bölümlerini çalıştırmam, işler kılmam gerektiğini söylerdi. Dişlerime, genel hatlarıma, iskelet yapıma bakardı ve iyi genlere sahip olduğumu söylerdi. Tabii bunu yaparken beni kendisiyle kıyasladığını ve inceden bir kıskançlık duygusu yaşadığını hissederdim.

Otuz yaşının üzerindeydi ve dişlerinin estetiği ve yapısı onu rahatsız ettiği için tel taktırmıştı. Birkaç sene o tellerle dolaşması gerekiyordu. Tellerin getirdiği rahatsızlığı siz düşünün artık.

Hayret ederdim. Çünkü kendime hiç bu şekilde bakmamıştım.

Bedenimle ilgili bir sorunum yoktu. Ne estetik ne de fiziksel açıdan bu şekilde algılamamıştım kendimi. Ben daha çok, duygu, zihin ve ruhsal bedenlerim arasındaki ilişkiyi, onun bu şekilde algılamış olduğu yaşamı anlamaya çalışmış, sorgulamıştım.

Bana göre hayatın bu derece katı olmasının nedeni insanın gerçek özüne dair farkındalığından kopmuş olmasıydı. İnsan çok boyutlu ve Tanrısal bir varlık olup, bu bedene hapsolmuş tek boyutlu bir veçheden ibaret değildi. İnsanı kısıtlayan şey sahip olduğu inanç kalıpları ve yaşanmış duygusal travmaların taşınılan yüküydü. Bedende yaşanan sorunlar ve dualitik gerçeklik tüm bunların yansimasıydı.
Ona farkındalıktan, algıyı kısıtlayan inanç kalıplarından, bilinçte kökleşmiş korku tohumlarından bahsederdim. Aradığımız şeyin dışarıda bir yerde olmadığından, dışarısının içe göre şekillendiğinden ve ikisinin bir bütün olduğundan bahsederdim.

Ehh tüm bunlardan sonra beni nasıl algıladığını az çok tahmin edersiniz. İş bu konulara gelince uçuk kaçık birisiydim ona göre. Hayatımda çok büyük bir risk alıp bilinenin dışına çıkmış oluyordum. Benimki çılgınlıktı. Oysaki benimle ilk tanıştığı zamanlarda ne de güzel entelektüel ve felsefi sohbetlerimiz olmuştu. Bütün bunların benim için hoş bir sohbetten öte olduğunu henüz anlamamıştı. Buda’ya ve Budizm’e sempatisi vardı. Bazen anlattıklarıma ek olarak Buda’dan referans vererek “ bak senin Buda’n da böyle söylemiş” demem sadece susmasına neden oluyordu.

Bende çok hoşuna giden bir tarafım olan zekamı bu işlere kullanmam onu hayal kırıklığına uğratıyordu. Dikkatini, aktarmaya çalıştığım şeyden çok onları aktarış şeklime, hisleri sözcüklerle nasıl ilişkilendirerek bütünlüğünü korumaya çalıştığıma bakıyordu.
Bilinebilir ve güvenli olanın içerisinde bu zekayı kullansam neler yapabilirdim oysa. Bana yapabileceğim şeylerin listesini dahi çıkarırdı bazen. Bu zeka ile “bir şey” veya “bir kişi” olabilirdim.
Hepsi bana bir yığın laf ve gereksiz tanımlamadan başka bir şey olarak görünmezdi.

Ben ise onun farkındalığını içine, kendisine, hayatı nasıl algıladığına, bakış açısını gözlemlemeye çevirdiği zaman, kendisini ne gibi olasılıkların beklediğinden bahsederdim. Zihninin ve hakim gerçekliğin onu nasıl bir cendereye kıstırmış olduğunu örneklerle ona sunardım ve karşılıklı bir gerilim oluşurdu aramızda.

Bu ilişki kendime dair bir çok şeyi fark etmemi sağladığı gibi, karmik bir duygu düğümünün çözülmesi adına da yaşanmıştı.
Herkes birbirine çeşitli şekillerde vesile oluyordu. O’nu tanımak kendime ve yaşama karşı yeni bir farkındalık geliştirmemi sağladığı gibi, kendi kişiliğimin tonunu netleştirmemi sağlamıştı. Anladığım çok önemli bir şey daha vardı ki, o da hakikati altın tepside sunsanız dahi insanların ona ancak kendi istedikleri zaman kendi yollarından ulaşabilecekleriydi. Bu yönden yapılan her iradi çaba bir konuya dair kabulsüzlüğün, “dışarıda” bir şeyi değiştirmeye yönelik çabanın egosal tepkimesiydi. Bunu anlamak ve duygusal düğümünü çözmüş olmak beni özgürleştirmişti. Yaşadığım deneyimin kendisi altın tepsi olup bana bu anlayışı sunmuştu.
Nerede bir sınırlılık görsem, içimde oluşan direnç ve savaş tutumu yerini deneyime izin verme anlayışına bırakmıştı.

Kendime ve gerçekliğe dair içten, derinlerden gelen niyetim, bakış açım, uyanış arzum veya ne derseniz deyin, içinde bulunduğum an da bana sürekli aynı şeyi hatırlatıyordu. Şimdi’ ni hallet, şimdi hep oradasın. Gidilecek bir yer yok, yapılacak bir şey yok, zaten O sun. Bu idrake giden yolda çabalayarak çabasızlığın eşiğine yaklaşmıştım. Ağzımdan sözcük olarak çıkan bilgiler, yaşanan deneyimler vasıtasıyla onları bedenlememe vasıta olmuştu.

O şimdi ne mi yapıyor ?

Öğretmek, öğrenmek, bedenini arzuladığı forma sokmak, virüs ve
hastalıklara karşı daha dirençli olmak ve sağlıklı beslenmekle meşgul.

Fakat bu tanımım onun tümünü değil, bana deneyimden yansıyan tarafını bir
kısmıyla yansıtıyor.

Bu tarafının yaşama karşı kürek çekmekten yorulmuş olduğunu hissediyorum.

O bunu kendiliğinden, deneyimleri ile hissetmeye başlamanın eşiğine
yaklaşırken ondan özgürleştiğimi, kendime geldiğimi hissediyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön