Mutfaktaki Evren ve Ben

Sayfayı Yazdırın
send email


Mutfak ;
Kimi zaman bir simya laboratuarı, kimi zaman ise bir ritüel alanı gibi görünür bana. Farklı özelliklerdeki enerjilerin uygun oranlarla birbirine karıştığı, tat, koku ve görüntü estetiği ile oluşan harmoninin deneyimlendiği bir alan.

Bilindiği üzere madde, enerjinin en yoğun hali olup tek bir boyuttan ibaret değildir. Kendisine has özellikleri belirleyen genetik yapısının yanında, insanın bilinen beş duyusu ile algılayabileceğinden de öte katmanlarla bezenmiş olup, öz itibariyle tüm varoluşun yaratıldığı aynı özden yaratılmıştır. Yani, en temel boyutta madde ve insan arasında bir ortak alan mevcuttur. Diğer katmanlar ise sürekli etkileşim ve iletişim halinde olup içine akan bilince göre mayalanır.

Örneğin bir domates, bünyesindeki genetik kalitesinin haricinde; Ekilmiş olduğu toprağın, tohumu eken insanın, ortamdaki havanın, suyun, güneşin, kimyasalların, onu toplayan ellerin, pazarda satan insanın enerjilerini üzerinde taşır.
Çoğunlukla, mutfağımıza gelene kadar tüm bu yolculuklardan geçen domatesin bahsettiğim enerjisel özelliklerini ne algılarız ne de dikkat ederiz. O her zaman bilmiş olduğumuz bir domatestir sadece. Tek boyutuyla algılarız.

Sorun da budur zaten, dış dünyayı kendimizi algıladığımız ölçüde algılarız. Dış dünyaya kendimize davrandığımız şekillerde davranırız. Domatesin seralarda, yapay ortamlarda yapay unsurlarla yetişiyor olması, insanın beton yığınları içerisinde ve suni denebilecek maddi ve manevi besinlerle yaşıyor olmasına ne kadar da benzerdir.


Neyse, biz mutfağa dönelim. Alışverişinizi yaptınız ve yemek hazırlamak üzere mutfaktasınız. Bir süreliğine durun ve yukarıda yazmış olduğum bakış açısı ile orada mevcut olanı algılamaya niyet edin. Beş duyunun ötesinde bir algının size açılmasına niyet edin. Göreceksiniz ki orada besin maddelerinin yanında, çiftçinin, komisyoncunun, satıcının, toplu bilincin o besin maddesiyle temas ettikleri zamanki duyguları, düşünceleri, niyetleri de mevcuttur.
Meyve ve sebzeleri temizlemek için su kullanırız. Su belli bir düzeyde temizlik sağlar. Dışsal parazit ve pislikleri temizlediği gibi, eterik düzeyde de bir ölçüde etkili olur. Ancak hemen şunu hatırlayalım, bizler çok boyutlu varlıklarız. Fizik, duygu ve zihin bedenlerimiz olduğu gibi, farkında olmadığımız boyutlarda bir çok veçheye sahibiz. Ve her biri kendi titreşimsel düzeylerine bağlı olarak birbirleri ile içeride ve dışarıda iletişim halindedirler. Büyük ihtimalle olasıdır ki, kendi içimizde var olan öfke, kırgınlık, üzüntü, hırs, güçsüzlük vs gibi bilinçaltı ve üstü enerjiler karşılığı olan seviyedeki dışsal enerjileri de kendilerine çekeceklerdir. Şunu bilmeliyiz ki, kendimizle olan ilişkimizin kalitesi bu noktada devreye girer.

Tanrısal özümüzün mevcut olduğu noktada her şey aynı potada erir. Sevgi ile yıkanır, nur ile paklanır. Çıkış noktası olan özle tekrar birleşir. En saf formda tüm güzelliğini ortaya çıkarır.

Sadece meyve ve sebzeyi değil, kendimizi de yıkamış oluruz.

Önce nefes alın ve farkındalığınızı davet edin. Kendinize ve besin maddelerine bilincin farkındalığının akmasına niyet edin ve izin verin. O an kutsal bir andır. Ne yemek hazırladığınızın da bir önemi yoktur. Peynir ve domatesten oluşan mütevazi bir menü de olsa, içine akan zarafet ve bilinçten dolayı daha önce tatmamış olduğunuz bir lezzetin farkına varırsınız.
Yaptığınız şey, bilincin düşük seviyede titreşmiş olduğu zaman ve mekan kapısını aralamak ve içinizdeki Tanrı ile sadece başka bir şekilde hemhal olmaktan ibarettir. Bu çeşit bir ilişki ve etkileşimde maddenin titreşimi de değişir. Yemiş olduğunuz şey isterse bir mezbahada onurlandırılmaksızın, cahilce, duyarsızca ve son derece mekanik bir şekilde kesilmiş bir hayvan olsun, isterse organik tarım anlayışı ile yetiştirilmiş bir sebze olsun fark etmez.

Bu noktada ne yediğinizden çok, nasıl yediğiniz önem kazanır. Beklenen bir sonuçtan yol almak yerine, bilincinizin sonucu olarak ortaya çıkan bir deneyimi yaşarsınız. Mutfağınız ruhsal ve bedensel simyanın yaşandığı bir mabet olur. Yaratan ve yaratılan sizde bir olur, uyum içinde dans eder.


Mutfak ve domates bahane, konu dönüp dolaşıp her zaman aynı noktaya gelir.
Meyveler, sebzeler, acılar, tatlılar, yaşamımızdaki ilişkiler, haller gibidir.
Mutfak da içinde bulunduğumuz evrenden farklı değildir.

Mesnevi’den bir alıntı ile lezzet dolu günler diliyorum.

Ahmak, ağzıma helva tıksa onun helvasından hastalanır, ateşlenirim!
Yemek dediğim akıldır, ekmek ve kebap değil...
İnsana nurdan başka bir yiyecek yoktur... o candan başka bir şeyle beslenip yetişmez insan.
Bu ekmeğin ekmek oluşu, o nurun aksiyledir... bu canın can oluşu, o canın feyziyledir.

Halil Gül
aryanon.blogspot.com

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön