Susan'ın Öyküsü

Sayfayı Yazdırın
send email


Tobias'dan Öyküler


İnsan Benliğini Kabul Et

Yaratıcı (Yaratan) Dizisi - 10 Eylül 2000


Susan adında bir ışık işçisinin öyküsünü anlatacağız. Susan, ister erkek, ister kadın olsun, bu odada bulunan her birinize çok benzemektedir.



Susan’ın, sizin de olduğu gibi, çok geçmiş yaşamları olmuştur. Bu yaşamlar, Atlantis’in güçlü ve enerjisel yaşamlarından, eski Mısır’ın çekici yaşamlarına ve dünyanızın her yerindeki ülkelerde yaşanmış birçok hayattan, Sevginin Üstadı, Yeshua Ben Joseph tarafından etkilenmiş bir yaşamı da içeren (burada bulunan çoğunuzun olduğu gibi) hayata kadar uzanmaktadır. Bu yaşamlar boyunca Susan’ın deneyimlediği ve öğrendiği çok şey olmuştur. Bunlar benliğinde birçok enerjisel anılar ve izler bırakmıştır. Bu odada bulunan ve bu materyeli okuyan kişiler gibi, ve özellikle de Sevginin Üstadı bu dünyada yürüdüğünden beri yaşadığı bir dizi hayatta, Susan büyük bir gayretle çalışmıştır. Yüreğinden verdiği bir söz vardı – çoğunuzun verdiği gibi - “Onun bana gösterdiği çalışmaya devam edeceğim” dedirten bir söz. Susan, çoğunuz gibi, bir dizi zorlu yaşamlardan geçmiştir. Çoğunuz onu, kurduğunuz manastırlardan ve kiliselerden tanımaktasınız, çünkü o oradaydı.



Susan çok mücadelelerden geçmiştir. Ama karma çemberinde dönüp dolaşıp, son salıvermelerin gerçekleşeceği bu yaşamına gelmiştir. Şimdi o, birlikte olmanın, en iyimser ifadeyle zor olarak nitelendirileceği bir aileye doğmuştu – çoğunuzda olduğu gibi. Susan’ın, kontrolü çok elinde tutan, talepkar ve bencil bir annesi vardı. Her zaman gücünü başkalarına veren ve sık sık da gücünü alkole verdiği bilinen bir babası vardı. Babası, yaşamının, kontrolü elinde tutan anne tarafından yönlendirilmesine izin vermişti. Tipik bir babanın olması gerektiği güç figürü pek değildi.



Susan bununla büyüdü ve gençliğinde utangaçtı. Oh, o okulda çok başarılıydı. Notları yüksekti, ama hiç bilinmez. Susan utangaçtı. Kalabalık içinde kendini garip hissederdi. Kendisiyle ilgili özel bir şeye sahip olduğunu bilmesine rağmen, ışığını bir türlü ortaya çıkartamamaktaydı. Geçmiş yaşamlarından getirdiği ağır yükleri vardı. Bu yaşamındaki aile durumları bunu daha da yoğunlaştırmaktaydı.



Susan çoğu zaman yalnızdı. Birkaç yakın arkadaşı vardı ama, okul aktivitelerine katılan, ya da sınıfta en popüler olan kişi değildi. Ortaya çıkmak için, içinde bağırıp çağıran güçlü ve özel bir şey vardı, ama onu geri tutan bir şey de vardı.



Susan, mümkün olan ilk fırsatta, çok zorlayıcı olan ailesel durumundan kurtulmak ve gidip kendini keşfetmek amacıyla evden ayrıldı. Üniversiteye ilk gittiği yılda bir oğlana aşık oldu, ya da olduğunu sandı. Hamile kaldı. Genç ve korku dolu bir halde olduğu için Susan çocuğu aldırdı. Bu, ruhuna çok ağır geldi.



Buna rağmen okulda iyiydi. Enerjisini derslerine odakladı ve onur derecesiyle mezun oldu. Üniversite yıllarından sonra gerçekten sevdiği adamı, bu yaşamda birlikte olacaklarına dair önceden anlaştıkları adamı buldu. Susan ve yeni eşi evlendiler ve birkaç çocuk yetiştirdiler. Onlar da, diğer insanların karşılaştığı tipik sorunlardan geçtiler. Yol boyunca parasal problemler oldu. Sadakatsizlik sorunları oldu. Çocukların okul sorunları oldu. Ama aynı zamanda çok sevgi de vardı. Ve evet, gerçekten sorunlar vardı. Susan bu sorunları ağır ve derin olarak üstlendi.



Susan yaşamında yeni bir ışığa, yön gösterecek bir şeye gereksinim duyduğu bir noktada, kiliseye gitmeye başladı. Bu geleneksel kiliseye birkaç yıl gitti. Tanrı’yı öğrenmeye ve anlamaya çalıştı. Kilisenin açtığı okullara ve her Pazar da dua etmek ve tapınmak için kiliseye gitti. Daha önce kapağını açmadığı İncil’i öğrendi.



Ama sevgili dostlar, Susan, öğretmen olduğunuzda her birinizin bir gün karşılaşacağı Susan, kiliseden gelen sözcükler ve yüreği arasında bir ilişki kuramıyordu. O bir günahkar olduğunu hissediyordu; ve onun için de İsa ve Tanrı’nın onu sevmesi mümkün değildi. Yavaş yavaş kiliseden çekildi, ve bütün bunların anlamının ne olduğunu merak ederek günlük yaşamına geri döndü.

Birgün Susan bir kitapevindeydi. Kitapların arasında, okuyacak bir şeyler aranırken, bir kitap, sanki rafından fırlayıp önüne düştü. Bu ilginç kapağı olan bir kitaptı. Yeni ışık ve yeni yol hakkındaydı. Bu onu cezbetti, ama aynı zamanda da utandırdı. Satın aldığı diğer kitapların arasına saklayarak, okumak üzere olduğu bu ışık ve sevgi ve Yeni Çağı anlatan garip kitabı kimsenin görmemesini ümid ederek, aceleyle kasaya yürüdü. Eve gitti ve anında bu kitaba bir çekim hissetti. Kelimesi kelimesine okuyarak kitabı bir günde yuttu. İçinde bunun doğruluğunu hissediyordu. Ağladı ve ağladı ve ağladı, çünkü bu Yuva’nın mesajıydı.


Şimdi, çoğunuz Susan’ın devam eden öyküsünü bilmektesiniz, değil mi? Susan Yeni Çağı araştırdı (öğrendi), seminerlere gitti ve Shaumbra olan diğer kişilerle karşılaştı. Yaptığı keşiften dolayı çok heyecanlıydı. Kim olduğunu, ilk kez anlamaya başlıyordu. Şeylerin yeni düzeniyle ilgili anlayışlara gelmeye başlıyordu.



Ama Susan’ın içinde onu hala kaygılandıran, bırakamadığı, özgür olmasına engel olan bir şey vardı. Yeni Çağın bu yeni çalışmasını sevmesine rağmen, depresif hissettiği ve tüm bedeninin ağrıdığı günler vardı. Yüreğinde gerçekten arzu ettiği şeyleri yaratamadığı için hayal kırıklığına uğradığı günler vardı. Yeniden Ruh’a çağrı yapmaya ve “bilmem gereken nedir?” diye sormaya başladı.



Ruh’a, yaşamındaki zor (meydan okuyucu) deneyimlerin ne zaman biteceğini sordu. Nirvana denilen yere, dinginlik içinde olacağı bu yere ne zaman geleceğini sordu. Yaşamını ve ailesini ve olduğu tümü sevmesine rağmen, Susan’ın, terk etmek isteyen, yorgun olan, Yuva’ya geri dönmek isteyen bir parçası vardı. Ama Susan sezgisel olarak Yuva’nın da artık Yuva olmadığını biliyordu. Sezgisel olarak, çalışmasına devam etmesi gerektiğini biliyordu.



Geçen gece Susan, yaşamından mutlu ve içinden gülümseyerek, ama yine de bilmesi gereken şeyin ne olduğunu sorgulayarak, sorgulayarak ve sorgulayarak yatağına uzandı. Kırmızı Çemberin materyellerini okuyordu. İzin vermek ve herşeyi olduğu gibi kabul etmekle ilgili (bölümleri) okumuştu. Kısa duvarın arkasında durma alıştırmasını yapmıştı. Yeni farkındalıklara gelmekteydi ama yine de hala büyük bir engel vardı.

Böylece Susan, bugün sana ve burada bulunan herkese seslenmekteyiz. Ders İki, insan benliğini kabul et, ve tanrısal benliğini bilmeye başlayacaksın. Bu basit bir derstir, ama en güçlü ve alacağınız en meydan okuyucu derslerden de biridir. Şimdi bunun neyle ilgili olduğunu, Ders İki’nin - insan benliğini kabul et ve tanrısal benliğini bilmeye başlayacaksın – neyle ilgili olduğunu açıklayalım.


Susan bu yaşamına birçok deneyimleri birlikte getirdi. İlk yaratılışın dış sınırlarında bulunmanın neye benzediğiyle ilgili bilişin esas deneyimini getirdi. İçindeki, tüm şeylerin artık Bir olmadığına dair esas hissi tanıyordu. “Herşeyin özü”nün içinde gürültüler olduğu hissini tanıyordu. Ruh’la bağlantının kopmuş olduğu hissini tanıyordu. Susan bu hisleri (bu yaşama) birlikte getirdi.

Bu Dünya üzerinde yaşanmış binlerce hayatın suçluluk duygusunu ve deneyimini ve acısını ve meydan okumasını ve zorluğunu getirmişti. Susan, bu yaşamındaki insanca deneyimlerinden, suçluluk duygusu ve yargılama ve acı getirmişti. Babasının içki içmesinden dolayı ve babasının güçsüzlüğü için kendini suçluyordu. Onu sevdiğini babasına daha sık söylemediği için kendini suçluyordu, çünkü bir anlamda, böyle olduğu için babasını küçük görüyordu ve onun için de kendini şuçluyordu. Kendi öz annesi hakkındaki kaba, insafsız düşünceleri için suçlanıyordu. Oh, çocukken geceleri annesini boğduğunu hayal ederdi. Bu ona iyi gelirdi, ve ama suçlu da hissederdi.


Gençliğinde karşılaştığı kişilere daha iyi bir arkadaş olamadığı için ağır bir yük taşıyordu. Bu insanlar, kendisinin farketmediği bir ışığı gördükleri için ona çekiliyordu. Lise ve üniversitedeki arkadaşları ona şifa için geliyordu, ama Susan o kadar çekingen ve utangaçtı ki, sezgisel olarak nasıl yapılacağını bildiği çalışmayı gerçekleştirmek için kendine izin vermedi. Saklandığı için, ve daha güçlü olmadığı için, ve ona gelenlere şifa vermediği için suçluluk duyuyordu. Bunları yapmak yerine, daha kolay ve daha güvenli olduğundan, sadece birkaç kişiyle arkadaş olup, kendini izole etti.



Gebe kaldığı ve sonra da o çocuğu aldırdığı için büyük bir suçluluk duyuyordu. Tanrı’nın böyle insanlardan nefret ettiğini duymuştu. Kürtaj yaptırıldığında bir ruhun öldürüldüğünü duymuştu. Bu ona çok ağır geliyordu. Bu onun en derin ve karanlık kabuslarından biriydi. Suçluluk duyuyordu.

Evliliği ile ilgili, kendi bolluk sorunlarını deneyimlemekte olan kocasını daha çok desteklemediği için suçluluk duyuyordu. Kocası, bir işte her terfi alışında zorluklar yaşamaktaydı. Her finansal özgürlüğe ulaştığında, bunu paramparça eden bir şey oluyordu. (Örneğin) işten çıkardı. Kocasının değersizlik sorunlarının üstesinden gelebilmesine yardımcı olamadığı için suçluluk duyuyordu. Bununla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu.


Çocuklarına daha iyi bir anne olamadığı için suçluluk duyuyordu. Onların sorunlarını halletmek, onları korumak, incinmelerine izin vermemek konularında, daha fazla birşeyler yapmış olmayı istiyordu. Arada onları lanetlediği için suçluluk duyuyordu. Odasına gider, kapıyı kilitler ve “bir daha benimle konuşma(yın)” derdi. Bunun için suçluluk duyuyordu. Aşırı suçluluk duyuyordu.



Kiliseye gittiği zamanlar, içinde bir şeyleri keşfetmeye çalıştığında, kendini değersiz hissediyordu, çünkü Tanrı ve İsa onunla konuşmuyordu. Yeniden doğmuş ve yenilenmiş olarak hissetmiyordu. Kiliseye giden diğer insanların hissettiği tutkuyu hissetmiyordu. Ellerini aynı onlar gibi tutkuyla kaldırıp da “hallelujah” diye şarkı söyleyemiyordu. Kendini kirli ve suçlu hissediyordu. Kiliseye gittiğinden, (öğretildiği gibi) bir günahkar olduğunu biliyordu, çünkü İsa bile onunla hiç bir işi olsun istemiyordu.



Sevgili öğretmenler, hakkında konuştuğumuz Susan, her birinizin bir parçasıdır. Sözünü ettiğimiz Susan, şifa için ve yeni enerjiyi öğretmeniz için size gelecek kişidir.



Susan’ın, Ders İki’yi duyduktan sonra ne yaptığını anlatalım size. Eve gitti, kapısını kapattı ve bundan dolayı suçluluk duymadı. Bir yaşamdan ötekine yadsıdığı şeyi, kendi insan benliğini kabul etmeyi öğrendi. Yüzlerce yaşam boyunca, insan benliğini yadsımaktaydı. İnsan olduğunu bile yadsımaktaydı; kendinin insan tarafı, alçak insan tarafıyla yüzleşmemek için, yükselmek denen o şeyi istemekteydi.



Dostlarım, İlk Yaradılışı terk edip de fiziksel bir beden edindiğinizde, bu kadar kaba ve aşağı bir şeye sahip olmak zorunda kaldığınız için şok geçirdiğinizi bilmekte misiniz? Bu bedeni bir yaşamdan ötekine taşıyacağınızı bilmekteydiniz. Siz bu bedeni, İlkYaradılışın sınırlarını çok zorladığınız için bir ceza olarak algıladınız. Bu böyle değildir, ve biz sizden tüm bu düşünce ve inançları şimdi bırakmanızı rica etmekteyiz.



Şimdi Susan’a geri dönelim. Susan eve gitti, kapıyı kapadı ve yaptığı tüm insanca şeyleri yadsıdığını, hatta nefret ettiğini farketti. Yaptığı insanca şeyler ve taşıdığı insan bedeniyle ilgili gerekeni yapmamak için, bir yükseliş haline ulaşmaya çalışmaktaydı. Kırmızı Çember’de içine soru sormayı öğrenmişti. “İnsan benliğimi nasıl kabul edeceğimi pek bilemiyorum. Geri gidip, tüm geçmiş yaşamların yeniden hesabını mı yapmalıyım? Şeyleri işlemden geçirmek için daha fazla zaman mı harcamalıyım?”



Ve yanıt, içinden duyduğu yanıt……”hayır”dı. Yatağında yatarken, tanrısal benliğini bilmeye gelebilmek için, kendini ve tüm insan tarafını nasıl kabul edeceğini sormaktayken, gelen ses yüksek ve açıktı. Basitti. İçinden gelen sözler – dışardan değil, içinden – gelen sözler, “tutunduğun şeyi(leri) bırak; sadece tutunduğun şeyi(leri) bırak” demekteydi.



Ve öyle yaptı, şu anda SİZİN tutunduğunuz şeyi(leri) bıraktığınızda hissedeceğiniz gibi hissetti. Elleri bir şeye sıkı sıkı tutunmuştu. SİZİN elleriniz bir şeye sıkı sıkı tutunmaktadır. Tutunduğunuz şeyi bırakın. Bu zamanda ellerinizi açın. Her birinizden bunu şimdi yapmasını istemekteyiz. Ellerinizi açın. Bırakın, tutunduğunuz şeyi salıverin.



Susan ne kadar sıkı tutunduğunu farketti. Ellerini açtığında, şelaleden sandalıyla düşen Oryan’ın alegorik öyküsünü anımsadı. Umurunda değildi. Kendini açtı. “Kendi adıma, kim olduğumu zannettiğim her şeyi bırakmak zamanı. Kendi adıma, beraberimde taşıdığım tüm inançları bırakmak zamanı. Kendi adıma, her bir suçluluk, her bir acı duygusunu bırakmak zamanı. Kendi adıma, ellerimi açarken, insan benliğimi kabul etmek zamanı. Ben bunu yaptıkça, emin bir şekilde de tanrısal benliğimi bilmeye başlayacağım.”



Şimdi, önünüzdeki ay boyunca yapacağınız ev ödevini bilmektesiniz! Bu, tutunduğunuz şeyi bırakmak ve tanrısal benliğinizi anlayabilmek için, insan benliğinizi ve tüm kimliğinizi kabul etmektir. Önünüzdeki birkaç gün içinde, bunu deneyimleme fırsatının size verileceğinden emin olun! Son seferde de olduğu gibi, size bir fırsat verilecektir; kendinizi yargılamamanız gereken, suçluluk taşımak ya da hissetmemeniz gereken, olduğunuz tümü kabul etmeniz gereken bir durumda kalmak fırsatı verilecektir.



Sevgili öğretmenler, bugün yanınızda bulunan bizler, melekler ve başmelekler diyeceğiniz tüm varlıklar, Ruh olanın tümü…..biz sizi insan olarak KABUL ETMEKTE ve SEVMEKTEYİZ. Biz her düşünceyi, her eylemi, her hareketi, Ruh’un tutkusu ve sevgisi ve bilgeliği içinde kabul etmekteyiz. Sonsuz Olan, sizi sonsuz, tükenmez ve koşulsuz olarak sevmektedir!

Daha önce de söylediğimiz gibi, Ruh hesap peşinde (beklenti içinde) değildir. Bir doğru yol ya da yanlış yol yoktur. Sadece yeni yol vardır, ve siz bunu yaratmaktasınız. Ruh sizi o kadar derinden sevmekteyse ve bir beklentisi yoksa, o zaman siz de sevgili öğretmenler, insan benliğinizi kabul edebilir ve Susan’ın yaptığı gibi, bırakabilirsiniz. Susan tüm tutunduğu inançları ve suçluluk duygusunu ve acıyı bıraktığında, ve yaptığı her şeyi, koşulsuz bir kendini bağışlama ile kabul ettiğinde, kendi tanrısallığını anlamaya, bilmeye başlamıştır.


Susan gece, uyanık bir halde, salıvermenin dalgalarını muazzam bir şekilde hissederek yatarken, başka bir farkındalığa daha erişti. Gelecekte yaşadığını farketti, ve gelecekte olabilecek şeylerle ilgili korku dolu görüntüler yarattığını farketti. Var olmayan bir gelecekte, ödenmemiş faturalarla ilgili endişeleri olduğunu farketti. Ona gelebilecek bir hastalık hakkında endişelenmekteydi. Bunların hiçbiri gerçek değildi, ama o kendi değersizlik dugularını geleceğe yansıtmaktaydı. Gelecek, tanrısallığına olan güvensizliğini simgelemekteydi. Zamanının ve enerjisinin çoğunu korkularıyla birlikte gelecek için harcadığını farketti. Kendine güldü ve bunu neden yaptığına şaştı.

Tutunduğu şeyi bırakıp da avucunu açarken, şöyle dedi, “Ben şimdi ‘şimdide’ yaşayacağım. Artık, var olmayan bir gelecekten korkmayacağım. Ben ‘şimdide’ yaşayacağım.” Herşeyi kabul ederek kısa duvarın arkasında durmak alıştırmasına devam ederken, “şimdide” yaşamaya başladı. Tutunduğu kendi suçluluk duygusu ve acı ve geçmişini bilinçli olarak bırakmaya başladığında, yaşadığı “şimdi”de, bir an, tanrısal bir an yarattığını farketti. Bir kez daha, kendine güvenmeyi öğrenmekteydi. Gelecekle ilgili bir korku senaryosunu yansıtmasına gerek olmadığını, sadece “şimdi”de yaşamak durumunda olduğunu öğrenmekteydi. Bunu yaptıkça, insan yanı ile tanrısal yanının eşsiz bütünleşmesi meydana gelmekteydi. “Tanrısal anı” sağlamada, kendine güvenebildiğini öğrenmeye başlamaktaydı. “Tanrısal anı” sağlamada kendi içine güvenebilmekteydi. Artık, tanrısal anı sağlamasını Ruh’tan istemek için dışarıya bakmamaktaydı. Susan içine dönmekteydi.


İçindeki Ruh’un her zaman – her zaman – tanrısal anı sağladığını, ama kendinin bunu engellediğini farketti. Aynı çocukluğunda olduğu gibi; bunu yapabileceğini bildiği halde, kendi ışığını engellemişti ve başkalarına da öğretmek ve şifalandırmada yardımcı olmamıştı. Bir duvar örmüştü, değersizlik duvarını. Ama şimdi, Işık İşçisi olarak (sürdürdüğü) erişkin yaşamında, Kırmızı Çemberin bir öğretmeni olarak, tanrısal anı sağlamada kendi içine güvenebileceğini farketmişti.

Öğrendiği iki basit dersle, yepyeni bir dizi farkındalık ve anlayışlara varmaya başlamıştı. İlki, duvarın arkasında durmak ve herşeyi olduğu gibi kabul etmekti. Ve ikincisi, tutunduğu şeyi bırakmak ve tanrısal benliğini anlamak amacıyla insan benliğini kabul etmekti. Yaşamı değişmeye başlamıştı. Oh, çevresinde şeyler, ailesi ve diğer şeyler aynı kalmaya devam etmekteydi ama O değişti. O yeni farkındalıklara erişti. Hiç beklemediği bir şekilde, şifa ve bilgelik öğretileri için, insanlar ona gelmeye başladı. Onlar Susan’dan başka bir varlığa kanallık etmesini istemediler! (kendi kendine güler) Onlar Susan’dan, Tanrısal Işık İşçisi İnsan’dan istemeye geldiler. Yaptığı çalışma iyiydi. Başkalarına, kendi kendini nasıl şifalandıracağını öğretti.


Çeviri : Fevziye Peker

Derleme : Halil Gül

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön