Ayna'dan Yansıyan Ben

Sayfayı Yazdırın
send email
Yedi-Sekiz yaşlarındaydım. TRT Televizyonunun tek ve siyah-beyaz görüntülü kanalının olduğu yıllardı. Bir çoğunuz David Carredine'nin başrolünü oynadığı Kung-Fu dizisini hatırlarsınız. Okuldan eve dönünce heyecanla yeni bölümün başlamasını beklerdim. Her bölümde sergilenen Kung-Fu tekniklerinin yanında, Zen Budizmi' nin konuya ilişkin bilgelik dolu vecizeleri de hep ilgimi çekerdi.

Sekiz yaşında bir çocuğun olabileceği saflık ve açıklıkla hissederdim ve anlamaya çalışırdım. Elinde asası ile bu adam nereye doğru yolculuk yapıyordu ? Her bölümde kötü adamlarla karşılaşıyor ve kendisini koruma amaçlı dahi olsa harekete geçmeden önce düşünüyordu. Flash back ler yaşayarak hocasının ona söylediği bazı sözler aklına geliyordu. Durumun vahameti geçtikten sonra ise dizinin sonuna doğru mutlaka bir ders çıkıyordu ortaya. Bu derslerin ne anlam içerdiklerini anlamakta zorlanıyordum. Vecizeler içimde bir şeye karşılık geliyordu ve mistik yönü çok ilgimi çekiyordu. Herneyse. şimdi o unutamadığım günü sizlerle paylaşacağım.

Öyle sanıyorum ki dizinin son bölümüydü. Tüm bölümler boyunca bir sürü badire atlatarak yaptığı yolculuğun sonuna gelmişti. Aradığı şeye ulaşmıştı ama henüz ne olduğunu bilmiyordu. Çünkü ödül avcılarının da aramakta olduğu kardeşinin peşindeydi ama (konu bu noktaya nasıl gelmişti hatırlamıyorum) başka bir şeye ulaşmıştı. Bir Budist tapınağına yaklaşıyordu. Onun geleceğinden haberdarmış gibi görünen bir rahip kapıda karşıladı ve aradığı şeyin tapınağın üst katındaki bir kulede kutunun içerisinde olduğunu söyledi. Kuleye çıktı ve kutuyu ellerine aldı. Çok heyecanlıydım. Sanki ben de yolculuğu onunla birlikte yapmış gibiydim. İçinde ne olabileceğine dair tahminlerde bulunuyordum. Bir mücevhermiydi ? Şimdi aklıma geliyor da ; Dizinin bu sahnesi şimdilerde oynuyor olsaydı kutuyu eline aldığı anda yayını hemen kesip araya yirmi dakikalık bir reklam girer ve imanımızı gevretirlerdi. Ehh böyle sükun dolu bir dönemi de yaşamış olduk geçmişte. Neyse, kutuyu yavaşça açtı. İçinden yansıyan bir ışık yüzünü aydınlatıyordu. Kamera yavaşça açıyı değiştirdi ve ışığın kaynağı görüntüye girdi. Bir AYNA. Evet, aynada kendisine bakıyordu. Neydi bu şimdi ? Zaten her bölümde sunulmuş olan vecizeler yeterince mistikti ama bu ayna olayı neydi ?

O an bunun ne anlama geldiğini gerçekten bilmek istemiştim. Aradan yaklaşık 30 yıl geçmiş ve şimdi bu yazıyı yazıyorum. Çünkü kendi geçmişimi de böyle bir yolculuğa benzetiyorum. O dizi bir metafor tabii ki. Yol boyunca yaşanan meydan okumalar, hayal kırıklıkları, acılar, beklentiler, gerçeği arayış, kırılan kalpler, kafada ve kalpte yanan ışıkla gelen idrak anları, bırakmanın zorluğu, yeninin bilinmezliği, içte yaşanan doğru ve yanlış kavgası derken yıllar sonra önüme çıkan bir kitap ! P'taah - Pleiades Mesajları. Bu kitaptaki bilgiler sanki bana o bölümde anlamaya çalıştığım, anlamak istediğim cevabı veriyordu. Anlayabilmem için ise bu yolculuğu yapmış olmam gerekliydi. Her yolun bana çıktığını anlamaya başlamıştım. Yol benden çıkıyor ve bana varıyordu. Yoldaki her yansıma, her deneyim Ben den bir şeydi. Ve 25 yıl sonra aynadaki görüntü netleşiyordu. Kendimi tanımaya başlarken aynaya bakan aynı Ben değildi artık. Tanrı ismiyle adlandırılmış olan Öz bir oyun sahnelemişti ve Ben den açılan pencere ile herşeyi izliyor, benimle, benim vasıtamla birebir deneyimliyordu.

Bu yansıma bir uzantı gibiydi. Tıpkı bir ağacın suya yansıyan görüntüsü gibi. Su durgun, dingin olduğu zaman görüntü netleşiyor ve bir bütün oluşturuyordu. Asıl olan ne şekle bürünürse bürünsün, yansıyan aynısı oluyordu. Suyun dalgalı veya çamurlu olması, ışığın olmayışı veya herhangi bir sebep "asıl" olanı etkilemiyordu. Sudaki dalgaya sebep olan rüzgar, dalganın görünmeyen bir parçasıydı. Suya atılan bir taş etkisi ve yoğunluğu ölçüsünde, ortaya çıkan harelerin bir parçasıydı. Yani "asıl" ve yansıma olarak tanımlanan şey aslında bir bütündü. Yukarıda nasılsa, aşağı da öyledir denmiş. Aynayı anlama sürecimde yasadıklarımdan filizlenen tohumları aşağıda sizlerle paylaşmak isterim.

Her düşünce bir yaratımdır.Niyet ve duygu ile desteklenmiş her düşünce fizik boyutta tezahür eder.Evren, fizik bedenimizin algı yetisinin ötesindeki boyutlarda da ayna görevi görür.Yaşam kendini tanıman, potansiyelini keşfetmen ve ifade etmen için çıktığın bir Yol' dur.Yol kendine çıkar. Herşey çıktığı kaynağa geri döner. Döndüğü noktada evren senin vasıtanla genişler. Yol deneyimin zenginleşir.Bu aydınlanış ile attığın her adım yürüdüğün Yol' u, evreni şekillendirir.Çocukların algısı "dışsal" unsurlar tarafından saptırılmamış olduğu ölçüde yetişkinlerden daha saftır. Yaşam onlar için pırıltılarla dolu bir maceradır.Aynada kendini gördükten sonra çocukluğundaki saflığına bir farkla geri dönersin. O fark Yol' u yürümüş, ne olmadığını keşfetmiş ve nihai noktada herşeyin sanıların bir yansıması olduğunu anlamış olmandır.

Ve bu sanıların kendisi değil, onları deneyimleyen olduğunu görürsün.

Yol artık doğrusal (Lineer) değildir. Gerçek doğan kendisini açmaya başlar. Hiçbir yaratım gerçek doğanın hakikatinden öte değildir.

Yol seni yürür, seninle yürür.
Halil Gül
aryanon.blogspot.com

4 yorum:

  1. ayhan.gorur@hotmail.com7 Aralık 2007 22:42

    Bu diziyi ben de hatırladım...Bir kerresinde, dizi kahramanının çevresini silâhlı adamlar sarmıştı...
    Kahramanımızın o andaki sözlerini hiç unutmadım: "Eğer değmiyorsa, hayatla kumar oynanmaz." demişti...
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
  2. Ayak tabanları bedenini taşıyordu
    Kuyruk sokumuna omur şeridini oturttu
    Gözler yuvalarında döndü
    Nefes karından çıktı yola
    İyimser duygular kıpırdandı
    Düşüncelere yelken açıldı
    Rüyanın tılsımı sezgilerini okşadı

    Güneş kalbindeki boşluğa parladı
    Sesler ezgiye dönüştü
    Ezgiler dansa biçim verdi
    Toprak gökyüzüne kıpırdanan
    Renkli bitkilerin anasıymışçasına
    Bağımsızca gevşedi

    Bacakları hafifçe yol aldı
    Sessiz,vakur ve esnek
    Zaman uzayda kaydı
    Büküldü yeni akışına
    Bıraktı varlığını
    Yıldız yörüngesinden sapsada
    Zamanın kırlgan doğasına
    Verdi nedenini

    Sessizliğin çığlığı kulaklarında
    Anıların resimleri zihinde
    Bir çeşit insan işte
    Kilitli algıların açıcısı
    Ben serinlerken nehirde
    Kıyıdaki giysilerimi
    Kendi üstünde deniyordu
    Bıraktım giysin diye
    Çıplaklık doğanın bedeniyse eyer
    Emin oldu
    Zihinden olma bedenim
    Paylaşım panayırında giysi dükkanı açmaya

    Sonra nisan geldi
    Mevsim döndü gezegende
    Çiçeklenen dokusu
    Yeni bebeklere gebe
    Canlılar
    Etrafına bakındı
    Yiyecek bir şey için
    Midenin mesajı alındı
    Ne fazlası ne azı
    Ne çok geç nede çok erken

    YanıtlaSil
  3. bende hatırladım çekirgenin shaolin tapınağında aldığı rahiplik eğitiminden sonra amerikaya gidip yaşadığı hikayeleri.........
    sonra siddhartayı hatırladım gotama budaya dönüşümünü sağlayan
    hikayeyi
    acaba tüm bu öykülerin hepsi sadece aynı kişinin yaşadığı farklı deneyimlerdenmi oluşmuş?
    diye sordum kaynağa.
    Hazırlamış olduğun bloğa ve sana sevgi ve saygılarımla....

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön