Jolee’nin Öyküsü

Sayfayı Yazdırın
send email


Tobias'dan Öyküler


"Öğreti Başlıyor..."

Öğretmenlik Dizisi - 05 Ağustos 2006


Şimdi Jolee’nin öyküsünü anlatmak istiyorum. Jolee, güzel, çok güzel ve genç bir kraliçeydi, ve yönettiği krallığın adı Tibus’du. Bu öykü yarı-kurgusal, yani biraz gerçektir. Bu, birçoğunuzun enerjilerinden oluşuyor, o nedenle, ben Kraliça Jolee’nin öyküsünü anlatırken, siz de kendinizi hissedin.
Ve ben öyküyü anlatırken, Kuthumi’nin çalıştığı o uzak yerlerin, çok uzun zaman önce var olan o yerlerin, sizin geldiğiniz yerlerin, türlü yollardan şimdi size uzanan o yerlerin uyanan enerjilerini özellikle hissetmenizi istiyorum. Ben, bir öğretmen olacaksınız derken, sadece Dünya üzerindeki insanları eğiteceksiniz demedim. Bunu daha sonra konuşacağım.

Böylece Jolee, güzel, genç bir kraliçeydi ve Tibus’u yönetiyordu, ve Tibus toprakları göz alabildiğine ve daha da ötelere uzanıyordu. Bazen, Tibus’ta güneşin hiç batmadığı söylenirdi, çünkü toprakları o kadar geniş, o kadar engindi. Tabi bir kraliçe olarak Jolee hükümdar olma rolünü, yine kraliçe olan annesinden miras almıştı, ve annesi de bu rolü, kral olan babasından miras almıştı. Jolee, kraliyet soyundan geliyordu.

Jolee büyürken, krallık duvarlarının dışına, Tibus topraklarına çok ender çıktı. Küçük yaştan itibaren bir hükümdar, bir sultan olması öğretildi. Ülkenin kurallarını ve kanunlarını anlamak üzere disipline sokuldu, ve kraliçe olduğunda günün birinde ona gelecek kişilere yargıç ve jüri olmak üzere eğitildi.

Çok genç yaşta tahtı miras aldı, ve ona şikayetleri dinlemek, davaları dinlemek, krallık halkının arasında süregelen türlü tartışmaları dinlemek, ve kararlar almak, kurallar koymak ve yargıda bulunmak sorumlulukları verildi. Bunlar her gün önüne gelir oldu.

Bazen, kavga eden ve tartışan ve farklılıklarını çözümleyemeyen yeni evli bir çift Kraliçe Jolee’ye çıkartılır, ve onun olaya el koyması istenirdi. Ve o da bunu yapardı. Enerjinin her iki tarafını da göz önünde bulundurur ve sonra bir yargıya varır ve bu yargı da yürürlüğe konurdu. Soru sorulmazdı ya da kafalar uçurulmazdı.

Bazen, toprak kavgaları olurdu. Toprak sahipleri ona gelip, birilerinin topraklarını çaldığını, toprakların farklı bölgelerini belirleyen işaretleri kaldırdıklarını şikayet ederlerdi. Ve gerçekte olan biten hakkında çok az bilgisi olmasına karşın, hüküm vermesi gerekirdi, ya bir tarafın, ya da öbür tarafın lehine.

İnsanlar her türlü sorunlar ve konular için ona gelirdi ve günleri, kuralları ve yönetmelikleri koymakla ve sonra da kurallar dahilindeki her bir sözünü oturtmakla geçerdi. Olabildiğince adil ve dürüsttü. Krallıktaki her bir kişinin sorumluluğunu taşıdığını bilirdi. Sözünün kanun olduğunu bilir, bu sorumluluğu taşırdı, ve bu nedenle de her sözüne çok kutsal bir biçimde dikkat etmesi gerektiğini bilirdi. Önüne gelen her durumu onurlandırarak ve denge içinde ele alması gerekirdi.

Ama kuralları koymakla geçen birkaç yıldan sonra çok sıkıldı ve işi onu yıldırmaya başladı. Her gece, sarayına çekildiğinde, “Bunu yapmanın daha iyi bir yolu olmalı. Anlaşmazlıkları olanlar için kurallar koymanın daha iyi bir yolu olmalı, çünkü bu insanlar bir şey öğrenmiyorlar. Sorunları nasıl çözeceklerini öğrenmiyorlar. Bunu kendi aralarında nasıl çözeceklerini öğrenmiyorlar. Son yargı ve son söz için hep buraya geliyorlar” demeye başladı. Kraliçe Jolee bazen kendi kendine şöyle diyordu, “Ben doğru kararı verip vermediğimi bile bilmiyorum. Önüme gelen insanlar hakkında o kadar az şey biliyorum ki. Çok az şey biliyorum. Suçlandıkları o suçu gerçekten işlediler mi? Ailelerinden ve arkadaşlarından gerçekten çaldılar mı?”

Böylece, kraliçelik rolünü oynamayı, kuralları koyup uygulamayı sürdürdü, ama bu sabırsızlık duygusu, bu tedirginlik hissi, giderek beter olmaya başladı, o kadar ki, şiddetli migren ağrıları çekmeye başladı. Ve elbette onun migren ağrıları sırasında tüm davalar birikiyor ve açmaz içinde olup da yanıt için onun ağzına bakan insanlar kapısına yığılıyordu. Ve migreni olmadığı zamanlarda da, ya üşütüyordu, ya grip oluyordu, ya da başka bir sıkıntısı oluyordu, çünkü yaptığı şeyde mutlu değildi. Hergün gidip o işleri yapmak zorunda kalmasın diye de kendine bu tür sıkıntılar yaratıyordu. Tabi şimdi krallıkta işler kötüye gitmeye başlamıştı, çünkü yapılması gerekenleri yönetecek kimse yoktu.

Bir gün, tam bir yılgınlık ve tam bir umutsuzluk içindeyken, korumalarından, ormandaki Yaşlı Bilge Adamı çağırmalarını istedi. Ah, bu iyi öykülerin tümünde, ormanda Yaşlı bir Bilge Adam vardır, ve kraliçe de bu öyküleri bildiği için, krallığın bir yerlerinde böyle bir Yaşlı Bilgenin olması gerektiğini biliyordu. Böylece, onu getirdiler. Onu özel sarayına getirdiler ve kraliçe Yaşlı Bilge Adama konuşarak şöyle dedi, “Yaptığım şey beni çok yıldırıyor. Bunu yaparken ne sevinç, ne de mutluluk duyuyorum. Beni en çok sinirlendiren şey de, kimsenin bir şey öğrenmemesi. Hep aynı şeyleri yapmayı sürdürüp duruyorlar, ve işler sarpa sardığında da bana gelmeleri gerektiğini biliyorlar. Ve ben sanki onların tüm suçluluk ve utanç duygularını, tüm sorunlarını üstleniyormuş gibi hissediyorum ve artık bunu yapmak istemiyorum.” Şöyle sürdürdü, “Ben bir öğretmen olmak istiyorum, hüküm vermek yerine öğretmek istiyorum. Yönetmek yerine öğretmek istiyorum. Peki, Yaşlı Bilge, ne yapabilirim?”

Ve Yaşlı Bilge arkasına dayandı ve derin bir nefes aldı, çünkü yaşlı ve bilge adamların yaptığı budur, ve şöyle dedi, “Kraliçelik ünvanından vaz geçmen gerek. Bu güzel, bu muhteşem yerden uzaklaşman gerek. Asaletini gizlemen, kılık değiştirmen gerek. Kimsenin seni tanımadığı küçük bir köye gitmen gerek ve öğretmenlik çalışmana ancak o zaman başlayabilirsin.”

Jolee tabi bunlardan kaygı duydu, çünkü bu, yaşantısında büyük bir değişiklik anlamına geliyordu, ve gerçekten kılığını değiştirip değiştiremeyeceğini bilmiyordu, ve bu güzel malikânenin, içinde yaşadığı bu güzel sarayın konforundan vaz geçip geçemeyeceğini bilmiyordu. Ama biraz düşündükten sonra, ve bir otuz, kırk, elli yıl daha her gün kurallar koymayı ve yargıda bulunmayı sürdürmeyi düşündüğünde, “Peki, bunu yapacağım” dedi. Ve Yaşlı Bilge Adam elbette şöyle dedi, “Her zaman, beklenmeyeni bekle. Şeyler göründüğü gibi değildir. Gözlerini açık tut, kendini dengeli ve sağlam bir halde tut.”

Böylece, kraliçe birkaç hafta sonra uzunca bir not yazarak, kendi başına bazı yabancı ülkeleri ziyarete gittiğini söyledi. Okyanusun ötesinde ne olduğunu görmek istiyordu. Kimsenin gelip de onu bulmaya çalışmaması için gereken düzenlemeleri yapmıştı ve günün birinde geri gelecekti. Bu arada, sorunları ve problemleri olanlar, yargıya ihtiyaç duyanlar, saraydaki diğer kişileri görsünlerdi. Kendini halktan biri olarak gizlemesini sağlayacak çok az eşyayı yanına alarak, daha önce hiç gitmediği, Commonville adındaki küçük bir köye gitti. Ve şöyle dedi, “Öğretmenlik çalışmamı başlatacağım yer burası.” “Burası, tutkumu gerçekten bulmaya başlayacağım yer.” Commonville’deki herkese bu harika ve bilge şeylerin tümünü öğretebileceğini düşünerek çok heyecanlanıyordu.

Ek bir geliri gereksinen ve bir odalarını kiralayan bir ailenin yanına yerleşti. Ailenin bir dolu sorunu vardı. Parasal sorunlar. Birbirleriyle olan sorunlar. Her dakika kavga ediyorlardı. Jolee, kendi kendine şöyle düşündü, “Burası, öğretim çalışmama başlamak için mükemmel bir yer.”

Böylece oraya taşındı, yerleşti ve hemen onlara öğretmek çabalarına girişti. Aslında öğretmenin ne olduğunu bilmiyordu, olan bitenin anlamını bilmiyordu, ama ailedeki babaya gitti ve şunları söylemeye başladı, “Tüm bu parasal sorunlara sahip olmanızın nedeni, bütçenizi dengelemediğiniz için. Kazandığından fazlasını harcıyorsunuz. Sadece haftanın birkaç günü çalışıyorsun ve bu yüzden de aileni besleyecek yeterli paran yok, ve ailen de bu yüzden birbiriyle tartışıp kavga ediyor.”

Ve ailenin babası Bob’la konuşurken, yüzüne büyük bir gülümseme oturtmuştu. Ve Bob, Jolee’yi biraz da korkutan bir biçimde masaya vurarak şöyle dedi, “Sen kim oluyorsun da bana parasal durumum hakkında konuşuyorsun? Hiç bir şey bilmiyorsun. Benim yerimde olana dek (halimi anlayacak hale gelene dek) bu odayı terk etmeni ve durumumla nasıl başa çıkacağımı bana asla bir daha söylemeye kalkışmamanı istiyorum.”

Jolee bunu biliyordu... bir dolu aile sorunu vardı ve Susan adındaki genç kızın aileyle çok sorunu olduğunu da biliyordu, erkek arkadaş sorunları, yaşantısıyla ilgili sorunlar, böyle düşündü ve “Eh, ben de Susan’a öğretmenlik yaparım” dedi. Ve Susan’la oturup, “Şimdi, bu çocukla problemler yaşamanın nedeni, seni kontrol etmeye çalışması yüzünden ve istediğin ilgiyi de göstermiyor. Senin şöyle yapman gerek” diyerek ona öğüt vermeye başladı. Ve Susan ona dik dik bakarak kaşlarını çattı, “Sen kim oluyorsun da bana erkek arkadaşımla ne yapacağımı söylüyorsun. Evli bile değilsin! Bir erkeğe herhalde elini bile sürmemişsindir ve şimdi gelmiş benim sorunlarımı mı çözmeye çalışıyorsun? Hemen odamdan çık.”

Birkaç gün içinde, evdeki herkesi eğitmeye çalışan, herkese öğüt vermeye çalışan Jolee sokağa atıldı. Ama o değerli bir ders aldı. Aslında sorunlarının çözülmesini istemeyen birçok insan olduğunu öğrendi. Eğer bir öğretmen olacaksanız, sorunlarına tutunmayı seçen kimselere kendinizi dayatamazsınız.

Ama Jolee, Commonville’den vaz geçmedi. Çok geçmeden, takıldığı lokantada kendine birkaç arkadaş buldu, ve Barbara adında genç ve sevimli bir hanım tanıdı, ve sohbet etmeye başladılar. Ve Barbara’nın türlü sorunları ve problemleri vardı. Ve Jolee elbette ona yardım etmeye çalıştı, sorunlarını çözmeye çalıştı, ama sanki yeni arkadaşı Barbara’ya bir türlü ulaşamıyordu. Ve Barbara, sağlık sorunlarını ve duygusal problemlerini sürekli anlatıp duruyordu, kaç kez evlendiğini, çocuklarının bu sıkıntıları nasıl yaşadığını, sürekli anlatıp duruyordu.

Jolee çok kaygılanmıştı, çünkü arkadaşı Barbara’ya da yardımcı olamıyordu, ve bir gün kalkıp gidiverdi ve Barbara’ya bir öğretmen olmaya çalışmayı bırakıverdi. Ve buradan da çok değerli bir ders aldı. Gerçekten herhangi bir yardım istemeyen insanlar vardır. Kendi sorunlarının herşeyden önemli olduğu hakkında sadece konuşmak isteyen insanlar vardır. Onlar çözüm aramıyorlardır. Bazen sadece kendi sorunlarının daha büyük ve daha iyi olduğunu bilmenin, başka bir insandan daha özel olduğunu bilmenin enerjisine sahip olmak istiyorlardır.

Artık Jolee şu öğretim işiyle biraz şaşkına dönmeye başlamıştı, ama yine de denemelerini sürdürmeye karar verdi. Ve genç bir adamla, ona ilgi duyan genç bir adamla karşılaştı ve Jolee de ona ilgi duydu – ona öğretmek için. O noktada, öğretebilmek için herşeyi yapmaya razıydı! Onunla konuşarak ve laflayarak akşamlar ve günler geçirdi, ve ondan her ayrıldığında... adı Jim’di... her ayrıldığında, kendini tükenmiş ve yorgun hissediyordu, o kadar ki, yeniden hastalanmaya başlayacağını hissediyordu. Kendini o denli tükenmiş hissediyordu ki, bir gün, “Artık seni göremeyeceğim. Artık sana bir öğretmen olmaya çalışamayacağım” dedi. Ve bundan da değerli bir ders aldı. Gerçekten değişmek istemeyen insanlar vardır. Onlar sadece sizin enerjinizi almak isterler. Jim’in de Jolee’ye yaptığı tam olarak buydu, enerjisini çalmak.

Böylece, uzun bir öyküyü daha da uzatmak gerekirse... uzun bir öyküyü daha da uzatmak gerekirse, Jolee sonunda Commonville’de öğretmeye çalışmaktan öylesine yıldı ki, çekip gitti. Ormandaki Yaşlı Adamı bulmaya gitti, ve buldu da, ve oturup dedi ki, “Ben bir öğretmen olmak istedim, çok tutkuluydum – çok tutkulu – ama hiç bir şey işe yaramadı. İnsanlar değişmek istemedi. Sorunlarına tutunmak istediler. Sadece benden beslenmek istediler. Sorunlarının ne kadar büyük ve özel olduğundan söz etmek istediler, ama aslında hiç bir şey yapmak istemediler. Peki ben şimdi ne yapmalıyım? Nereye gitmeliyim?”

Ve ormandaki Yaşlı Adam derin bir nefes aldı, ormandaki yaşlı adamların hep yaptığı gibi, ve şöyle dedi, “Buradaki problemin bir parçası da Jolee, seni uyarmaya çalıştığım şeylerden biri de, senin gerçek bir öğretmen olmak için deneyime sahip olmayışındı, o bilişe sahip olmayışındı. Tutkun vardı, ama deneyimin yoktu. Şimdi başka bir şehre, farklı bir yere gitmen gerekir. Sıradan insanların yaşadığı tüm sorunları üstlenmeli ve deneyimlemelisin. Plainfield denen yere gitmelisin, evlenmelisin, çocukların olmalı, bir iş edinmelisin, kraliçe olduğunu tümüyle unutmalısın, bir öğretmen olmak istediğini de tümüyle unutmalısın. Öğretmek istediğin insanlara karşı gerçek ve derin bir empati hissedebilmen için oraya gitmeli ve tüm bu sorunlara sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu yaşamalı ve deneyimlemelisin.”

Ve Jolee nereden geldiğini düşündü. Krallığı düşündü. Tutkusunu düşündü. Gidecek başka bir yer bilmiyordu, onun için de yaşlı adamın öğüdünü tuttu, Plainfield’e gitti, evlendi, çocukları oldu, ve çok geçmeden de unuttu. Neden orada olduğunu unuttu. Diğer herkes gibi yaşadı.

Ve bu yıllarca sürdü, Tibus denen o muhteşem toprakların kraliçesi olmuş olduğunu tümüyle unuttu. Günün birinde, elbette, bir haller olduğunu hissedene kadar. Sanki kendi içinde bir sarsıntı ve gürleme hissetti. Yaşamındaki herşeyin değişmeye başladığını hissetti. Gerçi nereden geldiğini anımsayamıyordu ama, bir şeylerin olduğunu da biliyordu. O, bir yeniden-uyanmadan geçiyordu.

Şimdi, nereden geldiğini unutmuş bir halde, bu uzun yolculuğa neden çıktığını unutmuş bir halde, ama içinde de bir şeylerin yolunda olmadığını hissederek, çok karmaşık ve yılgın hissederek, başka nereye gideceğini bilmeyerek günün birinde ormanda dolaşırken, elbette Yaşlı Bilge Adamla karşılaştı. “Yaşlı Bilge Adam” dedi – ve o Jolee’yi elbette tanıdı – “Yaşlı Bilge Adam, yaşantımda bir şey değişiyor ve ben ne olduğunu bilmiyorum. Beni mutsuz eden bir şey. Ben bir eştim, bir anneydim, iyi bir işim vardı, ama artık bunların hiç biri tatmin etmiyor. Neler oluyor? Ben senin, bana yardımcı olabilecek Yaşlı Bilge bir Adam olduğunu duydum.”

Böylece Yaşlı Bilge Adam onu oturttu ve elbette ona kraliçe olduğunu anımsattı, ona öğretmen olduğunu anımsattı, ve ona öyküyü anlattı, onu nasıl anımsadığını anlattı. Jolee tabi anlatılanlara inanmadı. Kraliçe olduğu gerçeğini kabul edemedi. Bu fazla görkemliydi. Dışa açılıp da öğretmen olmak için o muhteşem ülke Tibus’un kraliçeliğinden vaz geçtiği gerçeğini kabul edemedi. Bu çılgınca görünüyordu. Hatta Plainfiled’e gittiği ve kim olduğunu unuttuğu ve sıradan bir insan yaşamı sürdürdüğü gerçeğini de kabul edemedi. Ve Yaşlı Bilge Adam şöyle dedi, “Sen, empatiye sahip olabilmek için, öğretmen olabilmek için, halkına yardım edebilmek için yaptın bunu.”

Jolee ona çok kızdı, çok öfkelendi. Korku hissetti. Midesi bulandı. Belirsizlik hissetti, aklının karıştığını hissetti, çünkü herşey gerçekliğini – sıradan bir insan olduğu gerçekliğini - sarsıyordu.

Yaşlı Bilge Adam şöyle dedi, “Evet, evet, sen benim oturup seninle konuşmamı ve kim olduğunu sana anımsatmamı istedin, diğer herkes gibi yaşayarak, yanılsama içinde yaşayarak, kitle bilincinin içinde yaşayarak, artık empatiyi geliştirdiğini ve şimdi bir öğretmen olabileceğini sana anımsatmamı istedin. Daha önceleri, sen sadece vaaz biri, öğüt veren biri olmaya çalışıyordun. Daha önceleri, sen sadece dışarı çıkıp insanlara nasıl yaşayacaklarını söylemeye çalışıyordun. Ama şimdi, onların yaşadıklarını gerçekten hissedebilirsin. O kalbe ve o ruha ve o empatiye sahipsin. Artık dışarıya çıkıp, aslında yapmak üzere geldiğin şeyi gerçekleştirebilirsin.”

Ve Jolee o anda herşeyi anımsadı. Kraliçe olduğunu anımsadı. Commonville’e gidip herkesi değiştirmeye çalıştığını anımsadı. Unutabilmesi için, diğer herkes gibi yaşayabilmesi için, o derin uykuya daldığını, o bilinç komasına girdiğini anımsadı. Krallığına ve krallığın tüm insanlarına gerçek bir hizmette bulunmak amacıyla bunları yaptığını anımsadı.

O anıyla uyandı, Yaşlı Bilge Adamın gözlerinin içine baktı ve, “Teşekkür ederim” dedi. “Tüm bu zaman boyunca, tüm bu yol boyunca benimle birlikte olduğun için teşekkür ederim. Bu, inanılmaz bir yolculuk oldu. Artık dışarıya çıkıp öğretebilirim. Artık, hep aradığım o tutkuya sahip olabilirim.”

Ona sarıldı ve onu öptü ve, “Bu arada, adını sormayı unuttum Yaşlı Bilge Adam” dedi. Adam sedirin üstüne ayaklarını uzattı, şarabından bir yudum aldı ve purosundan bir nefes çekerek (kahkahalar) “Benim adım Tobias” dedi.

Çeviri : Fevziye Peker
Derleme : Halil Gül

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön