Jack'in Öyküsü / 2nci Bölüm

Sayfayı Yazdırın
send email


Tobias'dan Öyküler


İçinde Tanrısal Denge Vardır

Yaratıcı (Yaratan) Dizisi - 06 Ocak 2001


Şimdi, bu bizi sIAM’in prensi Jack’in devam eden öyküsüne getirmektedir. Sevgili dostlar, sizinle son toplantımızda konuştuğumuzda, İlk Çemberin Krallığında prens olan Jack’in öyküsünü anlatmıştık. Jack çok varlıklarla karşılaştığı, çok şey öğrendiği, çok şeyler deneyimlediği ve krallığın her yanına yaptığı yolculukların zevkini çıkartmıştı. Krallığın içindeki yeni köylere gitmişti. Krallığın içindeki diğerleriyle paylaşımlarda bulunmuş ve birçok yeni şeyin yaratılmasını sağlamıştı. Bu sizinle paylaştığımız, Dünya’ya nasıl geldiğinizi anlamanıza yarayacak bir benzetmedir. Çünkü gerçekte her biriniz Jack’siniz. Şimdi, son toplantımızda sizinle konuşmadığımız şey, Jack toprakların bittiği yere geldiğinde, nelerin olduğuydu. Teknesini büyük denize doğru itti, birkaç gün boyunca ortalık durgundu. Ve Jack sıkıldı.



Biz burada ağır ağır konuşmaktayız ve bu mecazları vurgulamaktayız, çünkü bunlar sizin öğretecekleriniz için anahtar niteliğindedir. Biz her birinizi, bu gece burada bulunan öğretmenleri onurlandırmaktayız.


Bir gün, Jack suların üstünde süzülürken ve yeni maceralar aranırken, büyük bir ateş duvarı gördü. Bu onu korkuttu. Geriye doğru, geldiği topraklara doğru, ona yuva olan krallığa doğru kürek çekmeye başladı. Ama yine de bu ateş duvarı onu kendine çekti. Çok korkmuştu, dehşete düşmüştü, ama duvar, onu engelleyemediği bir biçimde kendine çekmişti. Ateş duvarından geçtikten sonra, Jack yeni bir ülkenin kıyılarında, Dünya denilen bu yerde uyanmıştı. Burada, kendisi gibi olan diğerleriyle karşılaşmıştı. Birlikte, köyleri inşa etmeye başlamışlardı. Yeni ülkenin mimarisini ve enerji modellerini yaratmaya başlamışlardı.


Şimdi bir an için geri gidelim ve Jack’in ateş duvarından geçtiği dönemde meydana gelmiş olan şeyler hakkında konuşalım. Son toplantımızda buna fazla odaklanmamıştık, çünkü özellikle bu gece bundan söz etmeyi istemiştik.



Bu Jack için - ve sizin için- travmatik bir deneyim olmuştur. Bu ateş duvarı onu kendine çektiğinde ve o bu duvarın içinde avaz avaz bağırdığında, ilk defa bir şeyi kontrol edemediğini, bir şeye hakim olamadığını hissetmiştir. Bu Jack’in ilk kez dehşeti hissetmesiydi. Bu Jack’in, kendi benliğinde bir bölünmenin meydana geldiğini ilk kez hissetmesiydi. O her zaman bir prens, tahtın varisi olmuştu. Seçtiği şey her neyse, onu yaratma özgürlüğüne her zaman sahip olmuştu.



Ama şimdi ateş duvarı bunların hepsini değiştirmişti. Ateş duvarından geçerken, benliğinin özünden yanmıştı ve bu olay krallıkta bulunduğu zamanlarda hiç deneyimlemediği, çelişki ve acı ve üzüntü ve ızdırap gibi tüm şeyleri uyandırmıştı içinde. Bu olay, içinde suçluluk denilen bir şeyi uyandırmıştı. Bu korkunç duvardan yuvarlanırken, ben ne yaptım diye düşünürken, fazla ileriye gitmiş olmanın suçluluk duygusunu hissetti. Herşeyin yerli yerinde olduğu, krallıktaki yuvasında kalmalıydı diye hissetti.



Bu ateş duvarının içindeyken, duvar onu parçalara ayırdı sevgili dostlar. Olmuş olduğu birliği bu duvar parçalara ayırmıştı, ve bir anlamda, bu onun içinde bir savaş yaratmıştı diyebilirsiniz. Bu ateş duvarından geçtiği anlık sürede deneyimlediği şeyler, sonsuza kadar sürmüş gibi gelmişti ona. Krallıkta yaratıcı olan prens Jack, ateş duvarının içindeyken, en derin keder, öfke ve nefretle dolu şeyler deneyimlemişti.



Oh, bazılarınız bunu duymakta çok zorlanmaktasınız, biliyoruz. Ama bütün bunlar uygundu. Bütün bunların olması gerekmekteydi. Ve bunların tümü, sonunda göreceksiniz, sevgilerin en büyüğü ile doluydu.


Bu gece size birçok önemli mecaz vermekteyiz. Sizin gerçekleştireceğiniz öğretme çalışmasında önemli olacak birçok mecaz vardır.


Prens Jack, ateş duvarında sonsuz bir zaman geçirmiştir. Duvar onu parçalara ayırmıştır. Bu parçalar, bir anlamda, kendini iki alanda yeniden birleştirmiştir.


Parçaların küçük bir bölümü, yeniden biraraya gelerek, evrenden geçip, Dünya denen bir yere düşmüştür. Bu parçalar, insan bedeni içinde kendini yeniden doğurmuştur. Bu insan bedeni içinde, Jack muazzam bir şeyin deneyimini kazanmak amacıyla, yaşamların döngüsünü tekrarlayarak çok, birçok kez Dünya’ya gelmiştir.



Jack’in diğer parçası, parçalanmış olan daha büyük parçası, ateş duvarı bölgesinde biraz daha fazla zaman harcadı. Jack’in bu parçaları, ateş duvarının içinde, karışık ve zorlu bir zaman geçirdi. Ama sonra tekrar biraraya geldiler. Birbirlerini buldular. Birbirlerinin titreşimini buldular. Tekrar biraraya geldiler. Sonra, onları koruması için, kendi çevrelerine, büyük bir enerji örtüsü sardılar. Siz bunu koza olarak nitelendirirdiniz. Ve bir enerji kozası tarafından korunarak, ve daha birçok başka çeşit, görünmez ama sevgi dolu güç tarafından korunarak, Jack’in tekrar biraraya gelmiş bu büyük parçası, bu kozanın içinde uykuya daldı.



Jack’in bu parçaları kozanın içinde bir yandan uyurken, bir yandan da içlerine baktılar. Jack her zaman dışa dönük, yaratıcı, maceracı ve yeni topraklar arayan bir varlık olmuştu. Jack her zaman dışa dönük bir ifade olmuştu, ama şimdi, Jack derin bir uykuda ve içe bakar bir halde, bir kozanın içinde yatmaktaydı. Bu, daha önce hiç yapılmamış bir şeydi. Jack kanalıyla Ruh’un, dışa dönük yaratmaktansa, içe dönüp bakmaya, yeni bir bakış açısından bakmaya ihtiyacı vardı.



Şimdi, birçok hayat yaşayan ve kimliğini unutan ve meleksi özünü unutan, insan Jack’e geri gelelim. O sadece bir insan olduğunu düşünmeye ve buna inanmaya başladı. Oh, Dünya’da geçmiş yaşamları olduğunu bile unuttu. Varlığının sadece doğmak ve yaşamak ve ölmekten oluştuğuna inanmaya başladı. Kim olduğunu bir yaşamdan ötekine unutacaktı. Ve adı, bir yaşamdan ötekine değişecekti. Cinsiyeti, arada bir değişecekti. Çok deneyimlere sahip oldu.



Yaşamının birinde bir gün “neden” diye sorgulamaya başladı. Kim olduğunu sormaya başladı. Babasının gerçekte kim olduğunu sormaya başladı. Ve ona söylenen sözler, içine sinmiyordu. Kiliselerde olanlardan ve spiritüel doktrinlerin hakimiyetini ellerinde tutanlardan duyduğu sözler, içinde onunla titreşmiyordu. Daha fazla bir şeylerin olduğunu biliyordu ve bunu bulmak için de arayışa girdi. Olduğunu bildiği ama parmak basamadığı bir şeyle birleşmek arayışı içindeydi. Bu şeyi tanımlıyamıyordu. Jack birkaç yaşamı, kendini aramakla geçirdi. Bu yaşamları yalnızlık ve inziva içinde geçirdi. O bu yaşamları, arayarak ve mücadele ederek ve başını duvarlara çarparak geçirdi.


Birçok sınav ve kargaşadan sonra, ve bedeninde, zihninde ve ruhundaki acılardan geçtikten sonra, Jack birgün nihayet pes etti. Bir insan olarak yeniden yaşayıp yaşamayacağı ya da ölüp ölmeyeceği umurunda değildi. Ailesini seviyordu ve yolu üzerinde karşılaştığı insanları seviyordu, ama artık pek umurunda değildi. Artık insan olmak umurunda değildi ya da insan olmak tutkusu kalmamıştı. Ve bu üzücü bir şey değildi sevgili dostlar. Bu, üzücü bir şey değildi. Bunun zamanı gelmişti. İnsan olmayı, insanca inançları tutmayı, insanca şartlarda kalmayı bırakmak zamanıydı.


Diğer insanlar, Jack’in aklını kaçırdığını düşündü. Onun için endişeleniyorlardı ve kendi aralarında, Jack’in belki de intihara eğilimi olduğundan, ve onun aklını kaçırdığından söz ediyorlardı. Onlara göre Jack kendine basit bir iş bulup, basit şeylerle ilgilenmeliydi ve böyle kendini bulmak gibi büyük olaylarla ilgili endişelenmemeliydi.


Jack sonunda dışa dönük arayışını kesti. Sessizce oturup, kabul etmeye başladı. Gerçekten dinlemeye ve kendininkinden başka kimsenin söylediklerini izlememeye başladı. Kitaplarını bir kenara koydu. Başkalarının ona söylediği şeyleri bir kenara koydu ve yüreğinde ve zihninde meydana gelen mücadeleleri bir kenara koydu. Gerçekte nelerin olmakta olduğunu Jack ancak o zaman anlamaya başladı. Kozada bulunan ve içine bakmakta olan kendinin daha büyük parçası, şimdi uykusunu bitirmişti. O şimdi içe dönüp bakmayı bitirmiş ve uyanmaya hazırdı.



Sevgili dostlar, kozanın içindeki Jack’in daha büyük parçası uyanmaya karar verdiğinde, o bir bebek gibiydi. Oh, siz Gerçek Benliğinizin, babanız ya da anneniz gibi olduğunu mu düşünmektesiniz? Hayır, o bir bebek gibidir. Uyandığında, yapmak istediği ilk şey, sizinle birleşmektir. Gerçek Benlik uyanıp da kozasından çıkmaya başladığında, sizi aramaktadır. Sizi bulması sevgili dostlar, bizim, içinizdeki Mesih bilincinin uyanması dediğimiz şeydir.



Şimdi, Jack sessizce oturdu, ve uzun bir süre dinledi. Başlarda, başkalarının ona nasıl dinleyeceğini söylediği şekilde dinlemeye çalıştı. Bu pek işe yaramadı. Kendini yeniden arayış içinde, sessiz olmaya çalışmasına karşın, doğru tekniği ya da işlemi zihninde ararken buldu. Sonunda bunları da bıraktığında, başka hiç kimsenin değilde, sonunda kendi yöntemiyle izin vermeye ve dinlemeye başladığında, enerjiyi, sevgiyi, geride bırakılmış parçanın özlemini ve tutkusunu duymaya başladı.



Sonra Jack, bizim burada size bile açıklayamadığımız bir şeyi anladı. Bunu açıklamayı seçmemekteyiz, çünkü bu her biriniz için özel olacaktır. Bu noktadan sonra, Jack’in bir kitapta okuyabileceği bir süreç yoktur. Bu o kadar size özel ve kişisel bir şeydir ki, sınırlar koymak mümkün değildir. Oh, gerçekten biz size yaratıcılar olduğunuzdan söz edebiliriz. Biz size buraya nasıl geldiğinizden söz edebiliriz. Biz size şu anda deneyimlemekte olduğunuz şeylerden söz edebiliriz. Ama tanrısallığınızın uyanma süreci içinizde meydana gelen şey o kadar derin ve kişisel bir şeydir ki, bunu tanımlamaya çalışmamız bile mümkün değildir. Bunu anlayacağınız zaman gelecektir.



Sevgili dostlar, Jack sessizce oturdu ve varlığının içini dinledi ve en derin düzeylerinden izin verdi. Tümden salıverme anlamına gelen düzeyden izin verdi. Sonunda duymaya ve sonunda anlamaya başladı. Sonunda olduğu tümle, sizin Gerçek Benlik dediğinizle bütünleşmeye başladı. Bazılarınızın rehberlerinizle karıştırdığınız, hatta Sananda, Yeshua Ben Joseph gibi dışsal bir enerjiyle karıştırdığınız şey budur. Bunların hepsi size yol göstermek ve sizinle çalışmak ve size sevgi vermek için gelen varlıklardır, ama sevgili dostlar, bütünleşme ve içsel keşif çok daha muazzam bir şeydir.


Bunun hakkında gelecek günlerde daha konuşacağız, ama Jack’in öyküsünde biraz ilerlemek istemiştik. Bu sizin öykünüzdür.


Krallığı terk ettiğinizde ve büyük ateş duvarından geçtiğinizde, büyük bir bölümünüz geride bırakılmıştı. Bu büyük parçanız, tanımlaması çok zor ve varlığınızın içinde bile anlaşılması zor olan bir karışıklıktan geçmiştir. Bütünsel enerjinizin küçük bir parçası ise, Dünya denilen bu yere gelmiş ve çok, birçok yaşamdan geçmiştir. Ama geride bırakılmış olan parçanız –Gerçek Benliğiniz – şimdi uyanmaktadır. Şu anda içinizde meydana gelmekte olan şey budur. Onun için, bedeninizde ve zihninizde hissettiğiniz şeyleri hissetmektesiniz. Onun için biz burada toplanmaktayız. Onun için sizi onurlandırmaktayız.



Sevgili dostlar, bunun dışsal bir varlık olmadığını anımsayın. Gerçek Benliğiniz, kanatları olan meleksi bir varlık değildir. O sizdir. O sizdir ve içerden gelmektedir. Eğer kullandığımız benzetmedeki bazı mecazlara yeniden göz gezdirirseniz, daha fazla anlamaya başlayacaksınız. O içinizden gelmektedir.



Çeviri : Fevziye Peker

Derleme : Halil Gül

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön