Jack'in Öyküsü / 1nci Bölüm

Sayfayı Yazdırın
send email


Tobias'dan Öyküler


Değişiklikler Bekleyin ve Onları Kutsayın

Yaratıcı (Yaratan) Dizisi - 09 Aralık 2000


Biz kısa öyküler anlatmayı sevmekteyiz! (kendi kendine güler) Bu geceki öykümüz, Jack adında, genç bir prensle ilgilidir. Şimdi bakın, Jack muhteşem bir krallıkta yaşamaktaydı ve prensti. Annesi kraliçe, ve babası da kraldı – ve bu, önemli bir noktadır. Onun birçok dostu ve oyun arkadaşı vardı, ve Jack’le karşılaşan herkes onu onurlandırır ve severdi. O, sIAM (sBEN) Krallığında, bir prens olarak çok güzel bir yaşam sürdürmekteydi.


Jack çocukluk günlerinden geçerken, yeni şeyler deneyimlemek özlemi, arzusu içindeydi. İçinde büyük bir oynama, eğlenme arzusu vardı. Öğrenmek arzusu vardı, ve bu genç prensi görenler, başlarını sallayıp, “O tam bir yaratıcı, pek muhteşem bir yaratıcı. Yolculuk yapmayı seven ve deneyimler edinmeyi seven bir kişi. Ruhu her zaman oynamayı sever. O hep daha ileriye gitmektedir” diye yorumlarda bulunuyordu. Oh, bu genç prens Jack’in ayakları bir yerde durmuyordu. Gençlik yıllarına ulaştığında, yolculukları onu krallığın hep daha uzak topraklarına, merkezden uzakta olan köylere, krallığın daha dışında bulunan yerlere götürüyordu. Ve oralarda krallığın bir parçası olan ama yeni ve farklı insanlarla karşılaşıyordu.


Jack her seferinde gittikçe daha uzun, çoğunlukla günler ve haftalar süren yolculuklar yapmaya başladı. Öğrendiği şeylere bayılıyordu. Krallığın dışsal alanlarında gördüğü yeni hayvan ve ağaç çeşitlerini seviyordu. Gördüğü yeni ülkeleri ve yeni gökyüzlerini seviyordu. Yolculuğunu seviyordu. Genç prens Jack hiç dinlenmiyordu, hep, hep yeni bir yolculuğa çıkıyor, hep, daha önce gitmediği bir yer buluyor ve yolu üstünde de hep arkadaşlıklar kuruyordu.



Genç prens Jack, erken ergenlik dönemine ulaştığında, yakında krallığı idare edeceğini biliyordu. Tahtta oturacağını biliyordu. Yakında kral olacaktı. Böylece bir karar aldı. Dedi ki, “Kral olmadan önce ve krallığı idare etmek için bütün gün tahtta oturup da sarayda bulunmak zorunda kalmadan önce, son bir deneyim, son bir uzun yolculuğa çıkmayı ve daha hiç gitmediğim bir yere, heyecanlı ve meydan okuyucu olan bir yere gitmeyi seçiyorum.”



Genç prens, ona yolculuklarında genellikle eşlik eden saray askerlerini, yanına almamaya karar verdi. Uzun yolculuğu için yanında sadece küçük bir çantayla, gecenin geç saatlerinde, sessizce çıkıp gitmeye karar verdi. Böylece süzülüp çıktı ve daha önce gittiği yerlerden geçerek, yolculuğuna başladı. Geçmişte ziyaret ettiği köylerden geçti. Hep daha ileriye doğru, hiç bulunmadığı topraklara gelene kadar yol aldı. Ve bu topraklar yeniydi ve farklıydı ve heyecan vericiydi ama hala sIAM krallığının sınırları içindeydi.



Zamanın aylarını alan bu yolculukta ilerlerken, toprakların kenarına, sınırına geldi. Suya, daha önce gördüklerine hiç benzemeyen bir okyanusa geldi. Göller görmüştü ve ırmaklar görmüştü, ama daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Krallığında büyük okyanuslardan söz edildiğini duymuştu. Toprağın bittiği yerden söz edildiğini duymuştu. Buradan öteye gitmemek gerektiğini duymuştu. Krallığın bittiği yerin burası olduğunu ve ötesine gitmenin uygun olmadığını duymuştu. Genç prens Jack, bütün geceyi, bir sonraki adımı atmalı mı diye, derin düşüncelere dalarak geçirdi. Okyanusa yelken açmalı mı….yoksa yuvaya geri mi dönmeli diye, kendi kendine tartıştı.



Oh, ve bildiğiniz gibi, yuvaya dönmek için fazla huzursuzdu! Böylece ertesi gün, onu yolculuğuna götürecek bir kayığı, küçük bir tekneyi inşa etmeye başladı. Tekneden hoşnut olana dek, Jack günlerce ve günlerce ve günlerce çalıştı. Sonra, boğazında bir düğümlenme ve karnında bir huzursuzlukla, belki de kutsal bir kuralı bozduğu, belki de yapmaması gereken bir maceraya atıldığı hissiyle, yelken açtı.



Akıntı, onu okyanusun açıklarına doğru götürmeye başladı. Günlerce seferine devam etti. Sular sakindi. Ruzgar yumuşaktı. Güneş parlaktı ve her şey ona iyi bir duygu veriyordu. Ama bir huzursuzluk vardı. Jack’in varlığında bir huzursuzluk vardı. Boğazındaki düğüm büyümeye başladı. Karnındaki huzursuzluk acımaya başladı. Bir şeyler olacağını biliyordu.



Bir sessiz öğlenden sonrasında –Jack’in standartlarına göre biraz sıkıcı bir öğlendensonra- önünde, okyanustan yükselen, büyük bir ateş duvarı gördü. Bu büyük ateş duvarından sakınmak için geriye doğru kürek çekmeye başladı. Ama ne kadar çok çabalasa da, bu büyük ateş duvarının gücünün üstesinden gelemiyordu. Bu duvar onu emmeye, hep daha yakına doğru çekmeye başlamıştı. Duvarın sıcaklığını hissedebiliyordu ve karmaşayı hissedebiliyordu. Bu ateş duvarının içindeki karmaşayı hissedebiliyordu. Jack sIAM krallığına geri gidebilmek için küreklere asılırken çığlıklar atmaya başladı. Ama duvar onu içine çekti. Duvar onu bu ateş duvarına çekti.



Buradan sonra olanları, Jack anımsamadı. Sadece yorgunluktan perişan ve boş bir halde ve hiç bir şey anımsamadan uyandığını biliyordu. Yabancı bir ülkenin kıyılarında uyandı. Adını ya da nereden geldiğini anımsayamıyordu. Yine de içinde, ona birisi olduğunu söyleyen bir şey vardı ama anımsayamıyordu. Bu, bir anlamda, bir bellek kaybıydı.



Jack gözlerini açtığında, yeni bir ülke, şimdiye kadar gördüğünden farklı bir yer gördü. Kalkmak ve keşfetmeye başlamak zamanı olduğunu biliyordu. Ona ve ruhuna yeni gelen şeyleri keşfederek, bir günden ötekine bu yeni ülkeyi araştırdı. Bu yeni ülkeyi keşfederken, bütün araştırmaları sırasında….bütün bu zaman içinde, bir huzursuzluğu yeniden hissetti. Sanki bir şeyi bilmesi ya da anımsaması gerekiyormuş da yapamıyormuş gibi, sanki olmayan bir şeye parmağıyla dokunmaya çalışıyormuş gibi hissediyordu. Geçmişini anımsamaya çalışıyordu.



Bu yeni ülkeyi keşfetmek için çok zaman harcadıktan sonra, bir gün bir kadınla karşılaştı. Konuştular ve birbirlerini görmekten mutlu oldular. Aralarında sanki tanıdık bir bağ var gibiydi ama nereden olduğunu bilemediler. Kadın onu, başkalarının da bulunduğu bir köye getirdi. Bu köyde yaşayanlar, yapılar inşa ediyordu. Çocuklar doğuruyordu. Yeni bir uygarlık yaratıyorlardı ama bu köyde bulunan hiç kimse, nereden geldiğini anımsamıyordu. Kim olduklarını anımsayamıyorlardı. Kendileri için sadece ilerlemek zamanı olduğunu biliyorlardı. Yaşamlarına devam etmek zamanıydı.



Şimdi sevgili dostlar, bu öykünün belli bir sonu yoktur, çünkü daha yazılmamıştır. Ve belki de şimdiden bildiğiniz gibi, Jack’in ve bu öteki ülkede karşılaştığı diğer kişilerin öyküsü, sizin öykünüzdür. Kaşif ve maceracı melekler olan sizlerin öyküsü. İlk çemberde, Tanrı’nın krallığındaki herşeyi keşfetmek için yola çıkan, sizlerdiniz. Prens ve prensesler ve tahtın varisleri olan sizlersiniz.



Çeviri : Fevziye Peker

Derleme : Halil Gül

0 yorum:

Yorum Gönder

 
^ Başa dön