Emma'nın Öyküsü

Sayfayı Yazdırın
send email


Tobias'dan Öyküler


"Şambra'nın Sesi"

Öğretmenlik Dizisi - 03 Şubat 2007


1965’e geri gidelim. Birlikte küçük bir yolculuk yapacağız. Burada bulunanların çoğu o zaman Dünya’da yaşıyordu. Eğer yaşamıyorduysanız, yine de zamanda geri giderken bize katılın.



1965.... akşamın erken saatlerinde, yatağının yanında diz çökmüş dua eden küçük, güzel bir kız var.



Kız, annesi orada durmuş onu izliyor, yatağa girmeden önce dualarını okuduğundan emin olmak istiyor diye dua ediyordu – “Cenetteki Babamız, kutsal adı....” Biz bu kıza – ona Emma diyeceğiz. Emma, kolektif bir enerji, çok gerçek, ama daha çok tüm Şambra’nın kolektifi. Bazılarınız bu belirli deneyime sahip ve bazılarınız da Emma’yla çok iyi ilişki kurabilecek. Emma, yatağın yanında dua ediyor ve annesi de izliyordu, ama Emma bu duayla rezonansta değildi. Bu duayı belki yüzlerce, binlerce kez söylemişti ve ona hep belirsiz, anlaşılmaz gelmişti. Hiç anlamadı. Kelimeleri ezberledi ama, anlamlarını hiç anlamadı.



Ama kelimelerin enerjisini hissediyordu. Aslında bu duayı okurken bir korku hissediyordu, sanki yukarda biri onu gözetliyor ve yargılıyordu. Dua etmekten hoşlanmıyordu, ama annesi onu zorluyordu. Sadece dizleri üstünde olduğu için değil. Başka bir şey yapmak istediği için değil. Bu dua, onun içinde hep bir korku tetikliyordu – annesinin ettirdiği her türlü dua. Ama Emma, annesini hoşnut etmek için bunları okuyordu. Belki de, annesinin daha iyi hissetmesini sağlayacağını düşündüğü için okuyordu.



Yaşam zor olmuştu. Emma’nın annesi ve babası boşanalı bir yıl olmuştu. Parasal durumlar daha zordu ve Emma annesinde, şimdiye kadar onda hiç olmayan bir kaygı ve korku hissediyordu. Annesi hep gülümserdi, gülerdi ve şarkı söylerdi. Oysa şimdi, Emma’nın annesinin yüzünde çatık kaşlarının çizgileri vardı. Acımasız, sert bir sesi vardı. Artık şarkı söylemiyordu. Emma’nın annesi hem ona, hem de iki küçük erkek kardeşine bakmak zorundaydı. Bu arada, erkek kardeşleri artık dua etmek zorunda değillerdi. Emma’nın annesi onlarla tartışmaktan çok yorulmuştu.... bu dua etme ritüelini ailedeki herkes adına sürdürme sorumluluğunu taşımak Emma’ya kaldı, diye düşünüyordu.

Emma’nın annesi, sabahları masada oturur, kahvesini içerken gazeteyi okurdu, ve Emma bu hissi de sevmezdi. Annesinin, savaş gibi şeylerden kaygılandığını görebiliyordu. Arada bir arkadaşlarıyla nükleer saldırılar hakkında fısıldaşırdı. Politika ve meşhur kişilerin ve liderlerin öldürülmesi gibi şeyler hakkında konuşurdu. Emma, içinde bir ağırlık ve bir keder hisseder, bununla ne yapacağını bilemezdi.


Bunun kendine ait olduğunu hissederdi, sanki bu ağırlığı tüm dünya adına o taşıyordu, ve ona aitti. Annesi ona iyi geceler dileyip de öptükten sonra, ışıkları kapatır ve kapıyı çeker, ama beş santim aralık bırakırdı – bakın Emma için kapının biraz aralık olması gerekiyordu, çünkü karanlıktan korkuyordu, ama sadece bu değil, annesinin enerjisini hissetmeye de devam etmek istiyordu, çünkü annesi ve erkek kardeşleri ve tüm ailesi ve dünya için kaygılanıyordu – dünya sabah burada olacak mıydı ki.



Böylece o gece yatağa giren Emma, başını yastağa koydu, Raggedy Ann bebeğini kendine çekti – ki bu bebek onun sürekli yoldaşıydı... Raggedy Ann’i kollarına aldı ve sonra gerçek dualarını okudu.



Bakın diğerleri, annesi kendini iyi hissetsin diye söylediği zorunlu dualardı, ama asıl duasında şöyle dedi, “Sevgili Tanrı, kim olduğunu bilmiyorum, az önce dua ettiğim kişi olduğunu sanmıyorum. Nerede olduğunu bilmiyorum, ama çok uzak olduğunu da düşünmüyorum. Sevgili Tanrı, köpeğim Skip’e bakacağından emin olur musun, çünkü ben onu gerçekten seviyorum ve her zaman da ona nasıl bakılacağını bildiğimden emin değilim, ve Sevgili Tanrı, bir gözün de kardeşlerimin üzerinde olabilir mi, çünkü onlar aptal – ergenlik çağındalar ve onlar adına kaygılanıyorum. Sevgili Tanrı, babam gidiyor. Başka birini buldu ve bu şehirden gidiyor ve ben onun için kaygılanıyorum. Ona da bakar mısın? Ve herşeyden çok, annemle ilgilenir misin, çünkü onun bu ara çok iyi olduğunu sanmıyorum.



Benim için kaygılanıyor, oysa asıl ben onun için kaygılanıyorum. Sevgili Tanrı, dünyayla da ilgilenir misin, çünkü ben dünya için de kaygılanıyorum. Öyküler duyuyorum ve şu anda pek de mutlu görünmüyor. Başka insanlara sözünü edemediğim bir dolu başka şey için de kaygılanıyorum Tanrım. Raggedy Ann’le konuşmaya çalışıyorum. O yalnızca dinliyor ve bir şey söylemiyor. Ve Skip ile konuşmaya çalışıyorum, köpeğim, ama o da yalnızca oynamak istiyor.



Seninle konuşacağım. Bu dünya beni kaygılandırıyor. Ne yapılması gerektiğinden emin değilim. Anlamama yardımcı ol, çünkü bu gece midem bir garip. Kendimi hiç de iyi hissetmiyorum. Sanki hasta olacakmışım gibi hissediyorum. Bana neler olduğundan emin değilim, ve eğer beni duyuyorsan, bunu bana bildir, olur mu?”



O an, Emma yatağın içinde dönmeye başladı. Gözleri kapalıydı ve Raggedy Ann’e yapıştı, ama yatağın da dönmeye başladığını hissetti. Gözlerini açmaya cesaret edemedi, çünkü korktu, belki de yatağın altında bir canavar vardı ve ayaklarıyla yatağı döndürüp onu yalayıp yutmayı bekliyordu. Onun için de gözlerini açmak istemedi, ama herşeyin giderek daha hızlı döndüğünü hissediyordu ve neredeyse hem kusacak, hem de bağıracak hale geldi, ama bu iyi bir fikir değildi. Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi, “Sevgili Tanrı, yanlış bir şey mi söyledim? Seni kırdım mı? Sevgili Tanrı, bu dönmeyi durdur çünkü artık dayanamıyorum.”



Ve tam annesine bağıracakken, dönme durdu. Hâlâ yatakta yattığını biliyordu, ama kendini farklı hissediyordu. Yine gözlerini açmaya cesaret edemedi, çünkü bir şeyler değişmişti ve ona ne olduğunu görmek istemiyordu.



Kendini tümüyle farklı hissediyordu. Artık 10 yaşındaki küçük Emma gibi hissetmiyordu. Kendini daha yaşlı değil ama daha büyük hissediyordu. Şimdi çevresindeki herşeyde sıcak bir parıltı hissediyordu. En son ne zaman hissettiğini anımsayamadığı bir mutluluk hissediyordu. Bir tür rahatlama hissediyordu ve aklına başvurup “Ben neredeyim?” dedi.



Bir ses yanıt verdi, “Sevgili Emma, şu an benimlesin. Benimlesin.”



Tüm olan bitenler Emma’nın aklını karıştırmıştı. Kafasında hızla tüm parçaları birleştirmeye çalıştı, neler söylediğini ya da neler istediğini düşünmeye çalıştı. Ama ağzından çıkan sözler şöyleydi, “Şu anda korkuyorum. Korkuyorum ve ne yapmam gerektiğinden de emin değilim.”



Ve ses dedi ki, “Sen sadece şeyleri hissediyorsun. Anneni hissediyorsun. Çevrendeki diğer insanları hissediyorsun, ama aslında sen bu değilsin.”



Emma bir an düşündü, ama yine, 10 yaşındaki Emma değil, genişlemiş bir Emma. Emma bir an düşündü ve sonra sese dedi ki, “Şu anda ne yapmam gerekiyor?”



Ve ses dedi ki, “Tam olarak yaptığın şeyi. Tam olarak. Dünya’da olmak, küçük bir kız olmak, her bir günün keyfini çıkartmak.”



Eh, Emma şimdi biraz daha cesaretlenmişti, çünkü ses ona güven veriyordu. Onu rahatlatıyordu. Onu bir yerde duyduğunu biliyordu ama nerede olduğunu anımsayamıyordu.



Sese şöyle dedi, “Peki ne yapmam gerekiyor? Bana neler olacak?”



Ve ses yanıt verdi, “Büyüyeceksin. Okula gideceksin - liseye gideceksin. Mezun olurken notların orta olacak ama mezun olacaksın.”



Ve Emma araya girdi, “Neden öbür çocuklar benim gibi değil? Sanki onlarla uyuşamıyorum. Neden onlardan bu kadar farklı hissediyorum?”



Ve ses derin bir nefes alıp şöyle dedi, “Çünkü sen onlardan farklısın. Sen farklı bir rota seçtin. Farklı bir yol seçtin. Ve onlar seni sevmiyor değil, sadece seni anlamıyorlar. Herhangi birini kırmıyorsun, ama onları şaşırtıyorsun, onlara esrarlı görünüyorsun – annen bile senin için kaygılanıyor.



Emma, “Peki başka neler olacak?” dedi.



Ve ses yanıt verdi, “Erken evleneceksin. Üniversiteye gideceksin. Üniversitedeki birinci yılının sonunda evleneceksin. Kendine, üniversiteye geri döneceğim, diyeceksin ama birkaç çocuğun olacak, ve sen zamanını onları büyütmeye harcayacaksın. Ve otuzlu yıllarının ortalarında, kocan bir araba kazasında ölecek.”



Emma bir an bunları düşündü ve, “Tanrı’nın bana olması istediği şeyler bunlar mı?” diye sordu.



Ve ses dedi ki, “Hayır, hiç değil. Bu, senin seçtiklerin. Bunlar, senin kendin için seçtiklerin. İstediğin an değiştirebilirsin, ama seçtiklerin bunlar.”



Emma, “Peki sonra ne olacak?” dedi.



Ve ses şöyle dedi, “Hayal kırıklığı yaşayacaksın. Bunalıma gireceksin. İntihar etmeye meyilli, çok yalnız olacaksın. Hayatında bir dolu zor, zor yıllar var.”



Emma bunu da düşündü, ne kadar garip bir seçim yaptığını düşündü. Dedi ki, “Ama bana yardım edecek insanlar olacak, öyle değil mi?”



Ses yanıt verdi, “İnsanlar değil. Bunu kendi başına yapacaksın.”



Ve ses şöyle dedi, “İnsanlar değil, ama melekler olacak. Bunlar insan formunda olmayan ama seni sevecek ve seni destekleyecek ve senin için hep orada olacak varlıklardır, ama sen bunların çoğunu yalnız başına, kendi başına yapacaksın.”



Emma bir derin nefes daha aldı ve bunların hepsini düşündü...ve dedi ki, “Peki sonra ne oluyor?”



O zaman ses şöyle dedi, “Sonra, hayatının bu karanlık döneminden geçtikten sonra, bütün parçalar birleşmeye başlayacak. Öncelikle, neden burada, Dünyada olduğunu anımsamaya başlayacaksın. Seçtiğin deneyimleri neden seçtiğini anımsamaya başlayacaksın. Bu deneyimleri bir ceza olarak değil de, anlayış için ve şefkat için oluşturduğunu anlayacaksın. Tüm bu deneyimleri yaşamına, bir anlamda beklerken – doğru zamanı beklerken, doğru yeri beklerken – soktuğunu anlayacaksın.”



Emma bunların hepsini içine alıyor, bunun iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi olduğundan emin olamıyordu. Ardından sese, “Peki sonra?” dedi.



Ses şöyle dedi, “Sonra ben sana geri geleceğim. Bunun gibi bir konuşma daha yapacağız. Ve bu yaklaşık 1998’de olacak. Hayatında bir şey olacak – bunu daha seçmedin. Okuduğun bir kitap olabilir. Konuştuğun bir arkadaşın olabilir. Yaşamında çok korkutucu bir durum olabilir. Belki hastaneye kaldırılacağın bir araba kazası. Bunun nasıl olacağına daha karar vermedin. Ama olduğu zaman, ben sana geri gelip seninle konuşacağım. Yaşamına hem biraz güleceğiz hem de biraz ağlayacağız ve ardından bir sonraki aşamaya geçeceğiz.”



Emma, “Neden şimdi başlamıyoruz? Neden 1998’e kadar beklememiz gerekiyor?” dedi.



Ve ses yanıtladı, “Çünkü dünya daha hazır değil, çünkü Dünya üzerinde enerjinin temel iş görme biçiminde bir şeyler oluyor – insanların bunu yaşamlarına getirme biçiminin temelinde. Dünya daha hazır değil. Ve bu arada, hazır hale gelmeyebilir de. Gelmeyebilir. Dünya’da bir felaket olabilir, ama bu sonraki aşamaya geçiş de gerçekleşebilir.”



Emma durup bunu da düşündü... “Peki 1998’de bana geri gelip de konuştuğun zaman ne olacak?”



Ses dedi ki, “Sana kim olduğunu, neden burada olduğunu anımsatacağım ve sana geleceğe ilişkin tüm potansiyelleri anımsatacağım.”



Ve ses şöyle dedi, “Sana, buraya gelmeyi – Dünya’da olmayı – Yeni Enerjide bir yaratan olmak için seçtiğini anımsatacağım. Yeni Enerjiyi Dünya’da tezahür ettiren, konuşmanın ötesine geçen, yalnızca bunu düşünmenin ötesine geçen ilk kişilerin arasında olabilirsin – ilk kişilerden biri olabilirsin. Sen buraya, Dünya’ya, Yeni Enerjide bir yaratan olmak üzere geldin. Sen buraya, insanlık için duyduğun yürekten sevgi ve arzu yüzünden geldin, ama bu inanılmaz açılımı deneyimlemek için kendine duyduğun sevgi yüzünden de geldin. 1998’den sonra, seni eğitecek ve sana nasıl öğretmen olunacağını, nasıl yaratan olunacağını, Dünya’da nasıl yaşanacağını ve en sonunda nasıl örnek olunacağını, bir lider ve diğer insanlar için bir bayrak nasıl olunacağını öğretecek bir dizi deneyimlerden geçeceksin.”



Emma bunları da bir süre düşündü ve neden burada olduğunu anımsamaya başladı. “1998’de bana geri geldiğinde ve ben yaşamımın sonraki aşamasına geçtiğimde, hâlâ yalnız mı olacağım? Şu anda hissettiğim gibi yalnız mı olacağım?”



Ve ses ona şöyle dedi, “Hayır, olmayacaksın, gerçekten... çünkü ben yalnızca sana değil, ama 144.000 kişiye daha konuştum. Yalnız olmayacaksın. Bir ailen olacak – biyolojik bir aile değil, hatta meleksel bir aile de değil. Şambra denen bir ailen olacak. Onlar da, senin şu anda geçtiğin şeylere çok benzer şeylerden geçecekler. Sen onlarla yeniden karşılacaksın. Her zaman için bağımsız ve benzersiz kalırken, enerjini birleştireceksin. İnsanlığın bir sonraki çağını buraya getirmek için, Yeni Enerji zamanının ve Yeni Enerji potansiyellerinin – dualitenin ötesine geçme, savaşın ötesine geçme, ıstırabın ötesine geçme, bedenini bir anda şifalandırma, tanrısallığını gerçekliğinle birleştirebilme potansiyellerinin – müjdecisi olmak için, enerjilerini onlarınkiyle birleştireceksin. O nedenle, hayır sevgili Emma’m, yalnız olmayacaksın.”



Emma bir derin nefes daha alıp bunların hepsini düşündü, hissetti, hepsini anımsadı. Parçalar birleşiyordu.



Sonunda Emma dedi ki, “Bu gece buraya geldiğin teşekkür ederim. Yarın gece de tekrar konuşmak üzere gelecek misin?”



Ve ses dedi ki, “Hayır. Gelmeyeceğim. Gelemem. Sana geri gelebilmek için 1998’e kadar beklemem gerekiyor. Bu gece konuştuğumuzu anımsamayacaksın. Yatağına geri döndüğünde, ve kollarında Raggedy Ann ile uyandığında, konuştuğumuzu anımsamayacaksın. Senin için bir dolu uzun ve zor yıl olacak, ama geri geleceğim. Geri geleceğim ve sana Şambra ailesinin enerjisini anımsatacağım.”
Ve işte Emma’nın öyküsü böyle. Sizin öykünüz Şambra.


Çeviri : Fevziye Peker

Derleme : Halil Gül

1 yorum:

  1. Tüm hikayeleri yeniden okudum. çok hoş yaa. nelerden geçmişiz. hepimiz varız bu hikayelerde

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön