Direkt Muhabbet ! 3

Sayfayı Yazdırın
send email
2nci Bölümün devamı

-Farkına varabiliyoruz diyelim, hayatım nasıl değişecek ? Yolunda gitmeyen o kadar çok şey var ki yaşantımda. Geleceğe dair güvensizlik hissediyorum, sevdiğim insanları kaybetmekten korkuyorum, insanların beni nasıl gördükleri, hakkımda ne düşündükleri önem taşıyor. Tek bir farkındalık beni kurtaracak mı ?

Bu sorduklarının farkında olman başlı başına önemli bir adım. Korkularını tanımlayabiliyorsun. Sonraki adım ise bu gördüklerinin kendi yaratımın olduğu sorumluluğunu almandır. Senin adına onları başka bir kimse sırtlanmış ve önüne getiriyor değil. Nasıl olduğunu düşünüyorsan öyledir. İnsan bilincindeki en temel korku Ayrı, yalnız ve çaresiz olduğuna olan inançtır. Bu inanç hepsi birbirine bağlı olmak üzere bir çok dala ayrılır, saçaklanır. Kökleri bilincinin derinliklerini sıkıca kavramıştır ve senin her bir onayınla daha da güçlenmektedir. Dallarından sarkan meyveleri ise acıdır.

Sonuna “m” takısını eklediğin her bir ifade güçlü bir onaylamadır.
Korkuyorum dersin ve korku ağacının kökleri Tanrısal özünden gelen bu onaylamayla güçlenir. Her sözün bir yaratımdır.
Sende yanlış olan bir şey yok, düzeltilecek bir şey yok. Gerçek doğan zaten mükemmelliktir
Şöyle bakmayı seçebilirsin ;...Korkuyu ve korkuna bağlı ortaya çıkan duyguları reddetmeksizin, doğru veya yanlış şeklinde yargılamaksızın, kendini o hal ile özdeşleştirmeksizin olan biteni merkezinden izlersin. Bunu ilk kez yapıyorsan önüne çıkacak engeller çok güçlü olabilir. Olabileceklere dair birkaç örnek vereyim.
*Zihin devreye girer ve korkunu geçerli kılmaya devam etmeni sağlamak için nedenler sunar sana. Son derece mantıklı görünen gerekçelerle korkmanı haklı görmeni sağlamaya çalışır. Sevdiğin insandan kopmanın nasıl olacağına dair geleceğe projeksiyon yapar ve en kötü olasılıkları hayal edersin, o duygu zihnine girmiştir artık ve zihnini kullandıkça köklerinin ihtiyacı olan can suyunu alır. Korkmaya devam ettikçe kendisini yeniden var eder. Korkudan kurtulmak gibi bir derdi yoktur, çünkü o “korku” dur ve korku ile varolur. “M” takısını ne zaman ortadan kaldırıp bir adım geriden izlemeye başlarsan bunun böyle olduğunu görürsün.
Zihnin bir diğer taktiği ise kendi dışında durumdan sorumlu gördüğü kişileri veya koşulları suçlamaktır. Çünkü sorumluluk almaktan kaçınır. Tekrar, geçerli ve mantıklı önergelerle o dışarıdaki şeyin buna neden olduğuna ikna etmeye çalışır seni.

Şimdi. Bu kadar yazı “m” takısını geri çektiğinde ve yaşanan şeyi özdeşleşmeksizin sadece yaşanan bir deneyim olarak görmeyi seçtiğinde olabileceklere dair kısa bir örnekti. Merkezinde kalabilecek bir farkındalık alanı yarattığında (veya zaten varolan o alana adım attığında ) daha önce olmayan başka bir şey de olur. Yukarıda söylediğim gibi, duygu bedenin ve zihin tüm ağırlığı ile yüklenmeye başlar ama farkındalığın yarattığı bir alan vardır, oradan izlersin ve olana izin verirsin. Bu tavır varolan korkunun beslenme zincirindeki halkada bir gedik açar. O gedikten ışık sızar. Özündeki Tanrı’yı davet etmişsindir. Tanrısal farkındalığın, gerçek özün o karanlıkta hapsolmuş benliğine akar. Kendinden akan ışıkla yıkanmaya başlarsın. Adım adım, kendi uygunluğunda bir süreçtir bu. Bilinç tarlandaki ayrık otlarını böyle ayıklarsın. Bu tavrın çeşnileri farkındalık, kabul, koşulsuzca kucaklama ve izin vermektir. Her şey senin izninle ve onayınla tezahür eder.
Deneyimin ve deneyimi yaşayan veçhenin kendisi değilsin sen, onu deneyimleyensin


Geçmişte bir zaman seni korkutan bir şey oldu ve içine çekildin. Kendince o duruma dair bir yargıya vardın ve o yargı bir inanç kalıbına dönüştü. Duvarlarını ördün ve o durumu tekrar yaşamamak için otomatik tepki, savunma ve davranış kalıbı geliştirdin. Kendini korumaya alan bir veçhe yarattın. Bilincinin derinliklerinde bir mahzende yaşar oldu ve o yokmuş gibi davranmaya karar verdin. Kendisini hep belli etti ama sen dışarıya “normal” görünmek zorundaydın. Korktuğunu belli edersen başkaları seni nasıl görür diye düşünerekten maskeler taktın. Toplumun genel geçer normlarına uygun bir maske koleksiyonuna sahip oldun. İyi, güçlü, akıllı görünmek zorunda hissettin kendini. Bunlar sana toplum tarafından sunulan maskelerdi. Onlar olmadan dolaşmak dışlanmak demekti. Dışlandığında ise korkan benliklerini atmış olduğun o derinlerdeki zindana düşme tehlikesi vardı. Ve kendini reddettin.

Zaman zaman içinden sana hoş gelen bazı fısıltılar duydun. Hayal kurduğun anlarda iyi hissettiren şeyler yapmak istedin. Ruhundan gelen bir ses sana güven vermeye, cesaretlendirmeye çalıştı. Bazen duydun, çoğu zaman ise hep meşguldün. Sonra, yalnız kaldığın anlarda iyi hissetmeni sağlayan hayaller ve duygular olarak görüp bir kenara bıraktın onları. Hayat zordu, bir sürü yapılması, kaçınılması gerekenler vardı. Senden daha güçlü insanlar vardı, sen yetersizdin. Ve böyle, kendi hayatını kendin bloke ettin. Daha fazla “olmadığın” şey olamazsın. Bu inanç kalıpları ve yarattıkları deneyimler seni bir eşiğe getirdi. Yaşadığın deneyimler değildin sen. Onları deneyimleyendin. Bunu kulağına küpe yap. Deneyimin ve deneyimi yaşayan veçhenin kendisi değilsin sen, onu deneyimleyensin.

Artık varlığını farklı şekillerde deneyimleme seçeneklerine giden bir eşiğe geldin. Bu söylenenler eğer içinde karşılığını buluyorsa, varlığının henüz keşfetmek üzere eşiğine gelmiş olduğun boyutundan bir “vesile” ile sana yansıyan ifadelerdir.

Öncelikle şunu fark et. Sende yanlış olan bir şey yok, düzeltilecek bir şey yok. Gerçek doğan zaten mükemmelliktir. Eksikliğin karşıtı bir mükemmellik değil. Her şeyi kapsayan, her şeyin O’ nun sayesinde, bünyesinde varolduğu bir Oluş. Bu oluşa adım atmak için ise ne olduğuna dair tüm zihinsel etiketleri görmeli ve içinde düğümlenmiş duyguları salmaya izin vermelisin.

-Söylediklerini sindirmem zaman alacak. Ama sen benim bir soruma halen cevap vermiş değilsin.

Sorun neydi ?

-Bana tüm bu şeyleri anlatıyorsun, söylediklerin içimi titretiyor, kalbimde yankılanıyor ve bana cesaret veriyor. Bunun için teşekkür ederim. Sorum şuydu, söylediklerine rağmen neden sigara içiyorsun ?

Hiçbir şeye “rağmen” değil benim sigara içişim. Ayrıca, senin bir yakıştırma yaptığını görüyorum. Bunları söyleyenler sigara içmemeli gibisinden. Soruna bir soru ile cevap versem ?

-Evet ?

Bedeninde nikotin yok öyle değil mi ?

-Evet, sigara kullanmıyorum, hiç ağzıma sürmedim.

Ama midende ülser var. Baş ağrıların sıkıntı yaratıyor. Omuz kasların gergin, sırtın ağrıyor. Doktor romatizma başlangıcı olduğunu söylemişti sana değil mi ?

-Evet ama ne demek istediğini anlayabilmiş değilim.

Bu rahatsızlıklara neden olan şey düğümlenmiş duygular ve onların oluşmasına neden olan inanç kalıplarından oluşuyor. Ve hiçbirisinde nikotin yok. Yani sigara içmiyor olman seni daha iyi hissettirmiyor. Ama ben sigara içiyor olmama rağmen böyle sorunlarım yok. Ayrıca, şu an seninle sohbetlediğimiz gibi, nikotini oluşturan kimyasallarla bir görüşme yapmıştım.

-Bu günlük bu kadar yeter bana. Anlayış sınırlarımı daha fazla esnetemiyorum dostum. Sigara olayını daha sonra açıklığa kavuştursak iyi olur.

Evet daha sonra devam edelim. Soru işaretleri çoğalacak gibi görünüyor..:-)

2 yorum:

  1. Özgürlük İnsan Ruhunun Amacı Degil, Gerçek Doğasıdır.

    Yazı başlığınız çok güzel.

    "Özgürlük" en büyük sermaye...

    ATATÜRK de "Özgürlük" benim karakterimdir demiştir.Kategorileriniz arasında "özgürlüğe" de yer verirseniz memnun olurum. Jiddu Krişnamurti'nin çok beğendiğim yazısını gönderiyorum...
    Sevgiler...

    AYHAN GORUR-NO COMMENT
    www.ayhangorur.blogspot.com
    14 Aralık 2006 Perşembe
    Özgürlük...Jiddu Krishnamurti

    " Perhaps you may come upon that mystery which
    nobody can reveal to you and nothing can destroy. "
    Jiddu Krishnamurti

    Jiddu Krishnamurti
    Krishnamurti 1929 yılında 34 yaşında kendisine yüklenen kurtarıcı imgesini büyük bir kararlılıkla yadsıyarak Doğu Yıldızı Örgütü’nü dağıttığını açıkladı. Ommen’de 3000 örgüt üyesinin önünde yaptığı konuşma radyodan da binlerce kişi tarafından dinleniyordu. Krishnamurti sayıları o tarihte 6.000’e varan üyeye şöyle sesleniyordu :

    Bu sabah Doğu Yıldızı Örgütü’nü dağıtma kararını tartışacağız. Pek çoğunuz sevinecek, diğerleri de oldukça üzülecek. Bu sevinilecek ya da üzülünecek bir durum değil, çünkü açıklayacağım gibi kaçınılmaz bir durum...

    Hakikat ülkesinin yolu yoktur ve ona ne olursa olsun hiçbir dinle, hiçbir mezheple ulaşamazsınız.

    Benim görüşüm bu ve bunda kesinlikle, koşulsuz olarak ısrarlıyım. Hakikat sınırsız, koşulsuz ve herhangi bir yolla ulaşılamaz olduğu için örgütlenemez de; insanları belirli bir yolla yürümeye yönlendirecek ya da zorlayacak bir örgüt de kurulmamalıdır. Önce bunu anlarsanız, bir inancı örgütlemenin ne kadar olanaksız olduğunu görürsünuz. İnanç kuşkusuz bireyseldir ve onu örgütleyemezsiniz, örgütlememelisiniz. Örgütlediğiniz anda ölür, durağanlaşır; başkalarına dayatılacak bir mezhebe, bir dine dönüşür.
    Bütün dünyada insanların yapmaya çalıştıkları bu. Hakikatin alanı daraltılıyor ve güçsüzlerin, yalnızca o an için hoşnutsuz olanların bir oyuncağı durumuna sokuluyor. Hakikat indirilemez, bireyin ona yükselmek için çaba göstermesi gerekir. Dağın tepesini vadiye indiremezsiniz... İşte benim görüşüme göre, Yıldız Örgütü’nün dağıtılmasını gerektiren nedenlerden ilki bu. Buna karşın, büyük olasılıkla başka örgütler kuracaksınız, hakikati arayan başka örgütlere üye olacaksınız. Ben istemiyorum; lütfen bunu hiçbir tinsel örgütün üyesi olmak anlayın.

    Eğer bu amaçla örgüt kurulacak olursa, bir engel, zayıflık, köstek halini alır ve bireyi sakatlar, onun büyümesini, özgün biri olmasını engeller, oysa bu, insanın saltık, koşulsuz hakikati keşfetmesinde temeldir. Örgütün başkanı olarak dağıtma kararı almamın başka bir nedeni de bu.

    Bu olağanüstü bir iş değil, çünkü kimsenin beni izlemesini istemiyorum ve bunda ciddiyim. Birini izlenseniz onda Hakikati izlemiyorsunuz demektir. Söylediğime dikkat edip etmediğinizle ilgilenmiyorum. Bu dünyada yapmak istediğim belli bir şey var ve bunu gerçekleştirmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.

    Yalnızca bir tek temel şeyle ilgileniyorum,
    o da
    insanı özgürleştirmek.

    Onu bütün kafeslerden, bütün korkulardan özgürleştirmeyi ve yeni dinler, yeni mezhepler, yeni kurumlar ve felsefeler oluşturmamayı arzuluyorum. Neden sürekli dünyanın dört bir yanını gezip konuşmalar yaptığımı soracaksınız doğal olarak. Size bunu ne için yaptığımı açıklayayım; beni izleyen özel bir grup istediğim için değil. Ne bu dünyada ne de tinsel dünyada hiçbir havarim, öğrencim yok.

    Beni çeken para ya da rahat bir yaşam sürme arzusu da değil. Rahat yaşamak isteseydim bir kampa gelmez ya da nemli bir ülkede yaşamazdım. Açıkca konuşuyorum, çünkü bunun bir kerede ve sonsuza dek anlaşılmasını istiyorum. Bu çok çocukça tartışmaların her yıl yinelenmesini istemiyorum.

    Benimle söyleşi yapan bir gazeteci binlerce üyesi bulunan bir örgütü dağıtmanın olağanüstü bir iş olduğunu söyledi. Ona göre bu çok büyük bir işti, çünkü şöyle diyordu: “Peki daha sonra ne yapacaksınız, nasıl yaşayacaksınız? Sizi izleyen biri olmayacak, insanlar artık sizi dinlemeyecek.” Dinleyecek, yaşayacak, yüzünü sonsuzluğa çevirecek beş kişi olsa, o da yeter, yeniyi istemem. Anlamayan, bütünüyle önyargılara batmış, yeniyi istemeyen, ama yeniyi kendi kısır, durağan benliklerine dönüştürmeyi yeğleyen binlerce insanın olmasının ne yararı var?..

    Özgür, koşulsuz, eksik ve göreli değil ama bütün, sonsuz bütünsel Hakikat olduğum için, beni anlamak, özgür olmak isteyen, beni izlemeyen ve beni kendilerine sonunda bir dine, bir mezhebe dönüştürecek bir kafes yapmayan insanlar istiyorum. Bütün korkulardan özgür olsunlar yeter - din korkusundan, kurtuluş korkusundan, tin korkusundan, aşk korkusundan, ölüm korkusundan, yaşamak korkusundan. Bir ressam nasıl resim yapmaktan zevk alıyorsa, resim yapmak onun kendini dışavurma biçimiyse, sevinç kaynağıysa, iyi olmasını sağlıyorsa, bu da benim için aynı; yoksa hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum. Siz yetkeye alışıksınız, ya da sizi tinselliğe götürecek bir yetkenin ortamına alışıksınız. Bir başkasını sizi olağanüstü güçleriyle- mucizeyle - Mutluluk denen o sonsuz özgürlük diyarına götüreceğini sanıyor ve umuyorsunuz. Bütün yaşam görüşünüz bu yetkeye bağlı.

    Beni üç yıldır dinliyorsunuz, birkaç kişi dışında kimsede bir değişim olmadı. Şimdi söylediğimi çözümleyin, eleştirin, öyle bir bütünüyle, kökten anlayın...

    On sekiz yıldır bu olay için, Dünya Öğretmeninin gelişi için hazırlanıyordunuz. On sekiz yıl kalbinize ve zihninize yeni bir tat verecek, bütün yaşamınızı dönüştürecek, size yeni bir anlayış getirerek, sizi yeni bir yaşam düzeyine taşıyacak, yüreklendirecek, özgürleştirecek birini aradınız, bunun için örgütlendiniz – şimdi bakın ne oldu! Düşünün, uslamlayın ve bu inancın sizi nasıl farklı biri yaptığını bulun – rozet takmanız gibi yüzeysel bir farklılıktan söz etmiyorum, bu çok boş, çok saçma. Böyle bir inanç hangi açıdan yaşamda özsel olmayan şeyleri silip götürdü? Değerlendirmenin tek yolu bu: Yanlış ve özsel olmayan şeylere dayalı öteki topluluklardan hangi açıdan daha özgür, daha büyük, daha tehlikelisiniz. Bu örgütün üyeleri hangi açıdan farklı üyeler oldular?..

    Hepiniz tinsellik için, aydınlanmak için bir başkasına sırtınızı yaslıyorsunuz... Aydınlanmak için, mutluluk için kendi içinize bakın dediğimde, hiçbiriniz buna istekli değilsiniz. Az sayıda kişi olabilir, ama çok, çok az. Öyleyse örgüte ne gerek var?

    Dışarıda hiç kimse sizi özgürleştiremez; örgütlenerek tapınmak kendinizi bir davaya adamak da özgürleştiremez; kendinizi bir örgüte göre biçimlendirmek işe vermek de özgürleştiremez. Mektup yazmak için daktilo kullanırsınız, ama bir sunağın üstüne koyup ona tapmazsınız. Ama örgütler sizin için başlıca ilgi alanı durumuna geldiğinde yaptığınız bu. “Kaç üyeniz var?” Bütün gazetecilerin bana ilk sordukları soru bu. “ “Sizi izleyen kaç kişi var” Sayılarına göre sizin söylediklerinizin doğru olup olmadığına karar vereceğiz.” Kaç kişi olduğunu bilmiyorum. Bununla ilgilenmiyorum.

    Özgürleşmiş bir tek insan bile olsa,
    bu yeterli olurdu.

    Bundan başka, Mutluluk Krallığın anahtarlarının yalnızca belli kişilerin elinde olduğunu düşünüyorsunuz. Kimsenin elinde değil. O anahtarı elinde tutmaya kimse yetkili değil. O anahtar siz kendinizsiniz ve Sonsuzluk Krallığı ancak sizin gelişiminize, arınmanıza ve yozlaşmamanıza bağlı...

    Ne kadar ilerlediğinizin, tinsel düzeyinizin ne olduğunun söylenmesine alıştınız bugüne kadar. Ne kadar çocukça! Dürüst olup olmadığınızı size sizden başka kim söyleyebilir?... Ama gerçekten anlamayı isteyenler, başı sonu olmayanı arayanlar hep birlikte yürüyecekler; özsel ve gerçek olmayan her şeye, gölgelere karşı birer tehlike oluşturacaklar. Ve toplanacaklar, ateş olacaklar, çünkü anlayacaklar. Böyle bir birlik oluşturmalıyız ve benim amacım bu. Gerçek dostluk sayesinde – bunu siz pek bilmiyor görünmüyorsunuz – hepsinin arasında gerçek bir işbirliği oluşacak. Bunun nedeni yetke. Bunun nedeni kurtuluş olmayacak, çünkü anlayacak ve böylece sonsuzda yaşayabileceklerdir. Bu bütün hazlardan, bütün kendini adayışlardan daha büyük bir şeydir.

    İşte iki yıl enine boyuna düşündükten sonra, bu nedenlerden dolayı dağıtma kararı aldım. Anlık bir tepki değildi. Kimse beni buna inandırmadı- böyle konularda kimse beni inandıramaz. İki yıl boyunca bu konuyu yavaş yavaş, dikkatle, sabırla düşündüm ve artık Başkanı olarak Örgütü dağıtmaya karar verdim. İmdi başka örgütler kurabilir, başka birinin sizi kurtarmasını bekleyebilirsiniz. Ben bununla ilgilenmiyorum, kendinize yeni kafesler örüp bu kafesleri yeni biçimlerde süslemenizle de ilgilenmiyorum.

    Benim tek ilgilendiğim
    insanın,
    kesin olarak,
    koşulsuz olarak
    özgürleşmesi.

    Jiddu Krishnamurti
    Yaşam Öyküsü

    Deniz Demirdöven
    Nurgül Demirdöven
    Sayfa: 20-30
    Ayna Yayınları

    Sunan: Ayhan Görür

    ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜN DAİM OLMASI DİLEĞİYLE...

    YanıtlaSil
  2. 80! li yıllardı. Sanırım Krishnamurti'nin Türkiye'de yayınlanan ilk kitabı İç Özgürlük adını taşıyordu. Lafı dolaştırmaksızın, direkt ve öze yönelik olan öğreti tarzı her zaman hoşuma gitmiştir.

    Özgürleşmeye dair daha fazla neler söylenebilir bilemiyorumki...galiba kendi özgürlüğümüzü hissettiğimiz haliyle herhangi bir şekilde ifade etmek, insanlarla paylaşmak O'nun genişlemesi, bedenlenmesi yolunda en etkin eylem tarzı.

    Özgürlük anlatılmaz, yaşanır diyesim geliyor ama anlatarak yaşamak da var bu özgürlüğü..:-))

    teşekkürler Ayhan..( "bey" takısını kaldırıyorum artık ..-)

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön