Eski'den Yeni'ye Uyanış Süreci

Sayfayı Yazdırın
send email
Eski'den Yeni'ye Uyanış Süreci


Uzunca bir zaman Kundalini Yoga yapmistim. Dogu bilgeligi ve uygulamaları benim icin kendimle farklı bir düzeyden temas kurmamı saglayan eşik görevi görmüştü. Bunun icin şükran duygularım hep mevcuttur.

O zamanlar ( 90 li yillar ), yeni cag ve kanal bilgilerini de bir taraftan okur haldeydim ama yeni enerji ve Tanrısallık kavramları şimdiki şekliyle, erişilebilir bir potansiyel olarak ortaya çikmamisti. Çünkü daha yeni yeni anlama ve bilgiyi özümseme sürecindeydik. Ve bu bilgilerde farklı olan birseyler vardi ;

Benzer tonlardaydi, ama cok farklıydı,

Gurular yoktu, Sen vardın, icinde bir guru vardi.
Yöntemlerden ziyade, an daki kişisel farkindaliga sürekli dikkat çekiliyordu,

Bu yolun uzun yillar boyunca adanmislik ve disiplinle takip edilmesinden, yol göstericiye biat edilmesinden baska, inanç kaliplarinin dönüştürülmesi ile an içerisinde degişmeye başlayacagindan bahsediyordu.

Sezgilerin, icsel sesin rehberliginden, kendi Tanrısallıgımızdan, O'nun şu an erişilebilir oldugundan, niyetin gücünden, yaratıcılar oldugumuzdan bahsediyordu.

Yaşamındaki herşeyin sorumlulugunu almandan ve her "an" kendin ve haliyle evren için daha yüksek bir seçim olasiligina sahip oldugundan,

Yeni bir döneme giriliyor oldugundan ve bu dönemde insanlarin o hep murat edilmis olan Tanrısallıklarının bedenlenmeye başladigindan söz ediyordu.

Doğu ögretileri ve uygulamalari ise yüzyıllardir varolan bir sistemdi, ulaşılabilirdi ve mevcuttu. Sırt çantamı alıp Tibet'e gitmeyi bile düşünmüştüm bu arayış döneminde.


Ama bu anlatılanlar topu benim kucagima atıyordu ve "dışarıda" biryerlerde bunu aramanin artık gerekmediginden bahsediyordu. İçindeki niyete yönelik olarak yasamına girmesi uygun olan kisi ve kaynakların sana cekileceginden, veya senin onlara cekileceginden bahsediyordu. Ama bir fark vardı, bu "cekilis" dısarıda birseylere yönelmekten ziyade, icindeki öze ulasma, kendi gücünü kusanma, Ben olan Tanri ya yönelme arzunun eszamanli yaratımlarıydı. Eszamanlılıklara dikkat etmek de salık veriliyordu ( gücünü teslim etmeksizin ) cünkü bu farkındalık yasamındaki olayların iceride karsılık gelen yönlerini görmeni saglayan bir aractı. Ve yasamımda ilk kez gercekten icime bakmaya basladıgmı da farketmeye baslamıstım.

Zamanla, ice yönelis süreci kendisini daha derin düzeylerde acmaya basladı ve dogu ögretileri ve yöntemlerinden kopus süreci devreye girdi. Zor olmamistı ama kolay da degildi.

Edinmis oldugum bir arkadas cevresi vardı, kopmaya basladı.

Meditasyon dahi yapmaz oldum, ama bir eksiklik degildi bu durum.

Neye uyanmakta oldugumu paylasmak istedigimde, yargılandim, korkutulmaya calısıldım. Kopmakta olan vechemin cırpınıslarının yansimalariydi. Ve koptum.

Dogu ögretilerinde ve yöntemlerinin özünde bu cevherler zaten vardi ama insanlar uygulamalar ve disiplinlerle bogulmus durumdaydılar ( benim bakis acima göre ). Cevherin üzeri bir tabakayla kaplıydı. Bu tabaka o yolu izleyenlerin olusturdugu bir kollektif bilincin etkisiydi. Temeline baktıgimda sunu görüyordum ;

"Su an eksigim, bunu halletmem lazım."

"Ben bilmiyorum, bilenlerin yol göstermesi lazım."

Böylelikle, ögreti ve uygulamalar senin önüne geciyordu.

Bu duyguları bende bir ölcüde yasamıstım ama artık benim icin gecerli degillerdi. Eski enerjide, dünyanin enerjilerinin daha yogun, eterik ve cok boyutlu alanlara kapali oldugu dönemlerde is gören yapılardi ve icinde yasamı sorgulayan, algılanan gercekligin ötesinde birseylerin oldugunu hissedip ona yönelmek isteyen insanlar icin bir kapı ve esık görevi görüyorlardı. Ama aydınlanmaya giden yol cetin bir calısmayı ve adanmısligı gerektiriyordu. Evet, eskiden böyleydi ama artık boguyordu ( en azından beni ).

Budizmin kendisi kac tane Buda ortaya cıkarmıstı ? Buda nın kendisi Budizmi takip ederekmi aydınlanmıstı ? Yoksa icindeki o itilime yönelip, kendi yolunu izleyerekmi ? Buda nin yolunu bir ögretiye dönüstürmek gereklimiydi ? diye düsünürken, İsa'nin "Ben Yolum" deyisi hep aklımdaydı. Her birimiz "yol" duk. Kendi özgünlügümüzde. Ve her birimizin icinde bir Buda, bir Mesih vardi. Isimleride bir kenara bırakalım, Buda ve Mesih in varlıgının özü Bir di, aynı kaynaktı. Kaynak hep aynıydı, kaynaga yönelmek, bu boyutta cokmus gibi algılanan o Tek lige baglanmak yolunun izini sürmekti. Bu ice cekilen bir nefes gibiydi, hersey Bir de toplanıyordu. Nefesini verdigin an ise Ben BEN'im "dısa" dogru kendi yolunu yaratıyordu. Vecheler ve isimler silüetlere dönüsüyorlardı. Anlamlar, tanımlamalar, zihin ve ego frekansında varolan gerceklik dagılıp gidiyordu.

Yeni enerji denen sey en temeldeki tohum inanc kalıbına uygun olan seyi " ve öyledir" diyerek yargısızca yasamında tezahür ettiriyordu artık. Eger yukarıda yazdıgım inanc kalıplarını tasımaktaysan, evren bu sınırlı gercekligi misliyle önüne getiriyordu. Ve kendini kurban gibi hissetmene neden olabiliyordu. Bu durumda ise insanların "denize düsen yılana sarılır" misali, farkına varip da dönüstürmeleri gereken inanc kalıplarına bakmaları yerine, o ögreti, uygulama, guru ve kurumlara daha da sıkı sıkıya sarıldıgını görüyordum.

Artik anlamaya baslamıstım ; Ulasılacak bir konum yoktu, cetın ve zor olması gerekmiyordu, cevaplar "simdi" deydi, "simdi" ise sonsuz varlıgna aclan ve yürüdükce derinlesip genisleyen bir yoldu. Bu yolu yürümeyi secerek, icindeki Tanri yı bedenleme sürecine geciyordun. En etkili, en hızlı ama "dısarıdakilerin" "dısarıdan" baktıgında, en devinimsizmis gibi "görünen" bir sekilde.

Dagilmakta olan icteki yapıya karsılık gelen karmik iliskiler, baglar cözülmeye baslıyordu. Bu dagılma süreci ise gercekten cetin bir dönemdi ve icindeki o "fısıltı" gibi hissedilen ama herseyden daha güclü olan sese kulak vermek, güvenmek ve sürece farkındalıkla teslim olmak gerekiyordu. Et ve tırnagın ayrılmas gibi bir dagılmayla, icindeki (ve dısındaki ) birseyler ölüyordu. Evet, ölmekteydim. Acı veren tarafı ise halen eskiye tutunmaya calısan, varlıgını onlardan beslenerek vareden tarafımın cırpınıslarıydı. Cünkü belirsiz ve zihin tarafindan bilinemeyen bir alana adım atıyordun. Soganın katmanları birer birer dagılmaktaydı. Icimdeki ses gercek Ben in o soganin özündeki boslukta oldugunu söylüyordu. Ve yürüdüm.....

Bu yasam kendimize verdigimiz bir sans tır. Bir Usta olmak, üstat olmak, varolusunun ve yaratımlarınn tüm sorumlulugunu eline almak "simdi" olasıdır ( bunu sectigin sürece ). Bundan sonrası icin öyle bir sürec baslıyor ki , bunu bilemeyiz, bilmekte gerekmez, onu bizler yaratıyoruz, yürüdükce....
 
Halil Gül
aryanon.blogspot.com

4 yorum:

  1. Sevgili Halil
    Deneyimini ne güzel anlatışsın. Şu sıralarda benim içimde de birşeyler ölüyor. Geleceğin umutlarını geçmişin derslerini bırakıp çırılçıplak okyanusa atlamak gibi bir şey. Ana ölmek gibi.
    Zihnim hala korkuyor. bazen üzüntülü oluyorum, sadece anda kalıp kutlamak, oshonun yolu sana nasıl geliyor? beklentisiz umutsuz (bunların hepsi gelecek içinde)

    Sevgiler İzzet

    YanıtlaSil
  2. Osho'nun yolu sadece bir başka yol dostum. Dışarıdaki herşeyi, içeriye doğru yönlendiren bir levha olarak görmeyi seçiyorum. İçten yorumun için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Benim yeni başladığım bir yolu daha önce giden birinin deneyimlerini okumak cesaret verici. Ben bu yolda seçimimi sert dönüşümler yerine yavaş ve yumuşak bir şekilde yaptım. En azından öyle niyet ettim. Ama kendimi de "yol"un akışına bıraktım. Artık, iş akışta. Ama akışta bize göre akacaktır sanıyorum. Son bir kaç aydır kızlanan ve sno 2-3 haftadır beni korkutan zihinsel dönüşümler yaşıyorum. Ben bu yola 4 yıl önce yogaya başlayarak adım attım. Bir arayışım vardı ve yoga olabilir mi dedim. Sonra, 2 yıl önce reiki hayatıma girdi ve herşey ondan sonra hızlanmaya başladı. Sonra Nil Avunduk "NOS" etkisi yarattı ve bir şeyler hızla çözülmeye başladı. Sonra sizi buldum. Daha doğrusu sizi'm'i. Egom çok bastırıyor ama değişim başladı ve bunun durmayacağını hissediyorum. Bu yolculukta sadece anda kalmayı, bilmeyi, önlem almayı, plan yapmayı ve kontrol etmeyi bırakmaya çalışıyorum. Ama öyle içimize işlemiş ki, bırakmak zor oluyor tabii. Ama, özüme yolculuk başladı. Hiç beklentisiz, yolun sonunun ne olduğunu düşünmeden, hatta bir sonu olup, olmadığını merak etmemeye çalışarak, sadece yolda olmanın bile ne büyük keyif olduğunu hissederek yürüyorum. İyi ki yürümeye karar vermişim.

    Sevgiler,

    Yavuz

    YanıtlaSil
  4. İçten yorumun için teşekkürler Yavuz. Kendine doğru aldığın bu yolda yaşanan her deneyim yeni bir anlayışı barındırıyor. Bu süreçte beni derinden etkileyen iki anlayış vardı. Bunları seninle paylaşmak isterim.

    Birincisi; Olmakta olanı değiştirme, dönüştürme çabasıydı. Bu noktada, önüme gelen egomun veçhelerini yargıladığımı ve onlardan kurtulmak arzumu farkettim.

    İkincisi; Birincide yazdığım şeye bağlı olan bir mükemmellik şablonunu farketmemdi. Kendimi hayali bir mükemmellik şablonuna uyarlamaya çalışırken olduğum hali yadsıdığımı farkettim. Bu şablon görünürde "aydınlanmış" bir varlığın nasıl olması gerektiğine dair bir imgeydi. Şefkatli, anlayışlı, sevgisel, bilge v.b.

    Bu iki tememl anlayış beni daha da çabasız bir varoluşa hizaladı. Kendini yargılamaktan vazgeçtiğinde, kendinle ilgili yüksek beklentilerini bıraktığında başka bir boyutun açıldığını deneyimleyerek biliyorsun...

    tekrar teşekkürler...
    Halil

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön