The Secret Nedir, Ne Değildir ?

Sayfayı Yazdırın
send email
The Secret Nedir, Ne Değildir ?
Sır'ın sırrı 
Ben
Nedir bu Secret olayı? Biz Tanrı’nın doğum günüyüz ve kendi yolumuzda yürüyoruz. Neden karşı karşıya geliyoruz? Sevmiyorum ben başka birinin eseriyle ilgili olumsuz yorumda bulunmayı. Herhangi bir gazeteci sorsa, cevap vermeyeceğim. Neden reddedemeyeceğim gazeteciler üzerinden gelerek Secret hakkında yorumda bulunmak zorunda bırakıyorsun beni? Neler oluyor?
Dona
Mistik felsefe, tehlikeli bir atakla karşı karşıya. Bundan haberdar olmak isteyeceğini düşündüm. Haber vermeseydim sonsuza kadar bana söylenir dururdun ☺
Zararsız görüntü veren bir kitap… İnsanlara istediği herşeye kavuşabileceğini “müjdeliyor”. Satış rekorları kırmakta. Ne güzel sır açıklanıyor, kitleler hayallerine kavuşuyor. Daha doğrusu siz öyle zannediyorsunuz…
Kitleler hayallerine kavuşmuyor küçüğüm. Kitleler tarihin en büyük hayal kırıklığına doğru sürükleniyor. Secret’la sırrın kendisi ifade edilmiyor. Sır sadece ima ediliyor. Sırrın gerçek hali, Tevrat’ın ve İncil’in değiştirilmesinin altında yatan “sır”dır. Kitleleri koyun sürüsü olarak yönetmenin felsefesi, kitleleri sürüleştirmek için son kozunu oynuyor. Şimdi bu oyunu deşifre etmenin vakti...
“İstersen olur” bu tanrısallığın sloganıdır. Evet, istersen olur. Tabi, sen bedelini ödemeye hazırsan… Kitapta sana verdiğim “Ama… kartı” bilgisini hatırlamalısın. Sana bu bilgiyi vermeden seni hayal kurmaya teşvik etseydim ne olurdu biliyor musun? Yıkılırdın. Kurduğun hayaller gerçek olurdu, sen onlarla ilgili ödemen gereken bedelden önceden haberdar edilmeden.
Sır bilgisi kitlelere eksik verildi. Ve insanoğlu, hayalleriyle birlikte yükleneceği yükten bihaber.
Sır Edison’dan emsal verdi. Ben sana Graham Bell’den örnek vereceğim.
Dünyayı değiştirecek ve size büyük servet kazandıracak bir icadın mucidi olmak ister misin sorusuna kitleler hep bir ağızdan Evet! yanıtını verirler.
Aynı kitlelere zorlu ve başarıya ulaşacağından asla emin olamayacağın bu yolda karşına çıkacak tüm travmaları yüklenmeye hazır mısın sorusunu sorduğunda, aynı kitleler hemen homurdanmaya başlayacaktır.
Graham Bell... Telefonun mucidi, milyonlar insanın yerinde olmak isteyeceği Graham Bell en büyük hayalini gerçekleştirmişti. Yıllarca mahkeme koridorlarında süründürüldü. Telgraf endüstrisi tarafından… Graham Bell, bu bedeli yüklenmeyi kabul ettiği için Telefonun mucidi Graham Bell oldu. Freud'un patatese talim etmeyi kabul ettiği için Freud olduğu gibi..
Talih oyunlarına düşkün bir toplum düşün. Büyüğüyle küçüğüyle istisnasız her talihli, ikramiyeyi kazandıktan sonraki bir ay içinde ölseydi… O toplum piyango bileti almaya devam eder miydi?
Küçüğüm dünyanın karanlık yüzü , mistik felsefenin temeline dinamit koydu. Bu yolun sonunda kaybeden şu an neyin olup bitmekte olduğunun farkında olmayan, tüm dünya mistikleri olacak. Hayal zannedilen hırsların gerçekleşmesiyle beraber gelen travma, öfke krizleriyle evlerde kütüphanelerin alaşağı edilmesine, evlerdeki mistik kitapların yakılmasına kadar sürecek. En büyük hırsını gerçekleştirip zengin olan baba, bedel olarak evladını verdiğinde ona iyimserlikten, olumlu düşünceden bahsetmek için sana saldırmasını göze alman gerekecek. İnsanlar spritüel olan hiçbirşeyi duymak istemeyecekler.
Kitleler hayallerine kavuşturulmuyor küçüğüm. Kitleler, tarihlerinin en büyük hayal kırıklığına hazırlanıyor. Bu yolun sonu toplumların hayal kurmaya tövbe etmesine çıkıyor.
Secret, aynı zamanda kozmik mekanizmaya dönük tarihin en büyük sabotajı... Bir insan grubu kozmik yasaları nasıl sabote edebilir? Bunu çok merak ettiğine eminim.
Kişinin beyni bir çarktır. Ben istiyorum dediğinde bu çark dönmeye başlar. Bu çark döndükçe, isteklerin ve onun bedellerini çekmeye başlarsın. Evrenin gerçek çekim yasası budur. Ve şu anda bilinçlendirilmemiş kitleler, bu çarkı neler olacağını bilmeden döndürmeye başladı. Yaşayacaklarını bilmeden, buna hazırlanmadan. Kozmik yasalar asla durmaz, daima işler. Kitleler eksik bilgilendiriliyor diyerek biz bu yasaları durduramayız. Evren “bilmiyordum”u asla mazeret olarak kabul etmeyeceği için. Tanrı’nın sistemini, Tanrı’ya karşı mücadelede kullanmak... İşte bu sabotajdır. Bugün bu sabotajı hayata geçirenler, tarihten bildiğimiz tanıdık yüzlerdir. İnsanları özgürleştirmek için Tanrı tarafından gönderilen kutsal kitapları, Tanrı’nın bu arzusunu durdurmak kullanan eski dostlarımız: Kabalacılar.
“Yüzyıllardır sizi biz yönetiyoruz. Şimdi tanrısal özgürlüğünüze kavuşmaya mı karar verdiniz? Bağımsız olmak, zincirlerinizden kurtulmak mı istiyorsunuz? Hadi durmayın! Bir süreliğine de olsa özgürsünüz. Hepiniz hayal kurun. Şunu bilin özgürlük için açtığımız bu kapıdan, birgün mutlaka geri geleceksiniz...”
Bu durumda bizim yapabileceğimiz tek şey, çarka müdahale etmeden eksik olan bilgiyi ivedilikle farklı kanallardan bireylere ulaştırmaktır.
“Bedeller” konusunu gizlemek, kader-dua denklemini yat-kat-arabayla sınırlamak-süslemek… Bu rahmani değil şeytani bir frekansın ürünüdür ve bu şerre kanal olan herkes bunun bedelini “son kuruşuna kadar” ödeyecektir. Çekim yasası…
Tekamülün 9. basamağına ait bir bilginin, tekamülün 8. basamağındaki bir dünyaya sunulması yüzyılın ruhsal felaketidir. İstersen olur yaklaşımının bireylerle buluşturulması için, bireyin iki şeye sahip olması elzemdir; 1- Yüksek farkındalık. 2- Derinlere varan arınmışlık. 1 “Kimilerinin sesini duyuyorum. Bu yeni bir bilgi değil. Daha öncelerden yüzlerce kere yazılmış, okunmuş birşeydi. Bunda bu kadar abartacak ne var ki?” diyorlar.
Ey yeryüzünün arınmış bilgeleri. Siz bu bilgiyle, girdiğiniz uzun bir mistik yolda kesiştiniz. Şimdi kitleler, spritüel tek satır okumamış kitleler bu bilgiyle buluşuyorlar. Daha güzel arabalara binebilmek için... İlaçların satışının süpermarketlere kaydırılmasıdır bu. Prospektüsleri yok edilerek. Yan etkili şifa haplarının, bonibon ambalajında şişelenmesidir. Mistik pazar büyüyor iyimserliğini derhal terkediniz.
2 Çekim yasasının tekamül sürecinden bağımsız olarak, tek başına satışa sunulması… Rab bu yolu asla tercih etmez. O, kişiye kadim bir bilgi vermeden onu bilgiye hazırlar. Arındırarak.
Arınma olmadan kişi “çekmeye” başlarsa ne olur… Secret, olumlu düşün olumlu şeyler başına gelsin der. Bu mistik bir yalandır. İnsanlara bu haliyle sunulan çekim yasasının işe yarayacağı tek varlık grubu Meleklerdir. İnsanlar değil... Melekler, nefs sahibi olmadıkları için içlerinde olumsuz hiçbir zerrecik yoktur. Bu nedenle olumsuzu çekmezler. Peki ya insan? Tekamül yürüyüşündeki insanoğlu öyle midir? İnsanoğlu nefs sahibidir, zihin çarkını döndürmeye başladığında içinde arınmamışlılığın olumsuz potansiyelinden ötürü, kendine musibetleri de çekecektir. Denizde attığın oltaya, nükleer atıkların tutulmasıdır bu. Sağlıklı balıklar tutabilmen için, önce denizin temizlenmesi gerekir. Oltasının ucundan olumsuz musibetler çıkan insanlara, “Olumlu düşünseydin böyle olmazdı” demek ve işin içinden böyle çıkmak bu hiç de farkındalığı yüksek bir tavır değildir. İnsanlar için yazılmış kitapların yazarlarının, okuyucularının birer “insan” olduğunun “farkında” olmasında büyük yarar var.
Çünkü Polyannacılık, kişiyi arındırmaya yetmez. Arınma, esaslı ve derinlikli bir iştir. Kişinin Tanrı ile arasındaki mesele çözülmeden yapılacak hiçbir suni teneffüs, kişiye kalıcı bir nefes aldırmayacaktır.
Kişi neyin hırs, neyin hayal olduğunun ayırdında olmazsa, çekim yasası fitili hayalleri değil hırsları gerçekleştirmek üzere ateşlenir. Doğrusu bu çok ama çok ağır bedelleri beraberinde getirecektir.
Bu metin, iyi yada kötü niyetle Çekim Yasası’nı eksik bir şekilde toplumlara sunanlara ve onlara aracı olanlara bir uyarıdır. Bugünden, 17.07.07’den itibaren, isteyerek yada istemeyerek dünyanın karanlık yüzüne hizmet eden bu çabanın içinde olanların insanlık üzerinde yaptığı ruhsal tahribat, gene onların üzerinden telafi edilecektir. Gizledikleri “bedeller” konusu, kendilerine herkesin gözü önünde ödettirilecek bedeller üzerinden okuyucularına anlatılacaktır. Bu iyi yada kötü niyetli kişilerin yaşayacağı kişisel felaketler, ciddi ve dikkate değer bir okuyucu tepkisiyle sonlanacaktır: “Sen neden olumlu düşünmedin de tüm bunlar başına geldi?”
Olumlu düşüncenin gücü, bu yola baş koymuş spritüel gönüllerin yükselttiği bir trenddir ve işte Secret bu trendin başaşağı inişinin dönüm noktası olmak üzere tasarlanmıştır. Bir kitap değil bir proje olarak.
Hayal kurmaya tövbe ettirilmiş toplumlar, eskisinden daha da “iyi” Kabala sürüleri haline getirilmek isteniyor ki bu yeryüzünün tüm bilgelerinin rehavet uykusundan uyanıp, oyunu görüp hareket geçmesini gerektiren olağan dışı bir durumdur.
Şunu unutma küçüğüm. Gerçek sırrın kitlelere açıklanması “Sistem”in varlığına karşı çok büyük ve dayanılmaz bir tehdittir. Çünkü, Dünya endüstrileri insanoğlunun acizliği üzerine kuruludur. Hakiki sır, aczi ortadan kaldırır ve bu “sistemin” tüm silahlarıyla karşı koyması gereken bir durumdur.
Oysa Secret “sırrını” kitlelere “sistem”in kendisi ulaştırmıştır. Kitabevlerine girdiğinde seninle aynı boyda karşında duran devasa Secret panolarını hatırla. Arkasındaki bugüne dek bir kitapla ilgili görülmemiş ölçekteki reklam ve promosyon atağını da hatırla. Bu kitap sistemin göbeğinden geldi. Sistemin, kendisini samimi olarak tehdit eden birşeye bu denli destek vermesi düşünülemezdi.
Bu, İsa’nın nefesini ensesinde hisseden Kabalacıların başlattığı bir ataktır. Bu, İsa’nın gelişini haber alanların, İsa’nın önünü kesmek için başlattığı karşı bir ataktır. “İstersen olur”un gerçek ve kadim sırrını insanoğluna verecek kişi İsa’dır. İsa, toplu inisiyasyon demektir. Kabalist dehanın amacı İsa ışıl ışıl parıldayarak ortaya çıktığında, karşısında hayal kırıklığıyla yoğurulmuş, bedbaht ruhlar bulmasıdır. Tanrısal özgüvenin yok edilmesidir. İsa’ya biz bu filmi daha önceden gördük reaksiyonunun verdirtilmesidir.
Küçüğüm Sır, Sırrın dejenere edilmesidir...
İnsanlara hatırlatmamızda büyük yarar var. Tanrı’nın doğum günü, daha Secret Amerika’da piyasaya çıkmadan önce yayınlandı. Secret, kitabın son bölümündeki “Huruf-u Mukatta’yı dejenere ederlerdi. Muhammed sırrı onlara bu yüzden vermedi” satırlarının bir kehanetidir. Sırların dejenere ifşası... Bu kabalistik bir meslektir.
Sonsöz… Bu “kusursuz” plan ilk defa senin ülkende tökezledi. Bu kitabın yayınlandığı bunca ülkenin içinden bu kitap, bir "tesadüfün" eseri olarak Türkiye’de “skandal” kelimesiyle yanyana geldi. Bu kusursuz plan sadece tek bir ülkede tökezledi küçüğüm. Tanrı’nın doğum günü ülkesi Türkiye’de…
Bu best-seller’ın Türkiye yayıncısının, bu kadar çok iyi para kazanırken durduk yerde Türkiye’nin birinci gazetesinde neden “yazarla” sahte bir röportaj düzeneği kurma yoluna gittiğini kimse anlayamamıştı...
“Bedeller” konusunun gizlenmesine aracı olursan, büyük bedel ödersin. Kendi “Secret”ını yaşayarak... Mesleki itibarını kaybederek… Çok para kazanacaksın.
“Ama” bu süreçte itibarın da yok olacak.
Bunu gerçekten istiyor musun?
Sır, hayrın sırrı olsaydı, herhalde önce kendi yayıncısını ihya ederdi, öyle değil mi?
Sanıyorum artık Tanrı’nın doğum günü’nün Secret’la neden karşı karşıya geldiğini biliyorsun J Dostların da öyle. Secret okuyan herkesi, yan etkiler konusunda bilgilendirmek. Bu, tüm bilgelere verilmiş bir görevdir. Tanrı’nın doğum günü ailesine sevgilerle
Dona

2 yorum:

  1. Aylar sonra okudum ne yazık ki yorumunuzu. Daha çok BLOGCU'yu kullanıyorum. Yazıyı bloglarımda yayınladım. Sakıncası varsa bildirirseniz silebilirim.
    İyi ki blogunuzla ve bu yazıyla karşılaştım aylar sonra da olsa.
    Sevgi ve saygılarımla.
    Özlem Kahvecioğlu

    YanıtlaSil
  2. Bir sakıncası yok Özlem. Herşey paylaştıkça gelişir, zenginleşir.

    Benden de sevgi ve saygıyla...

    Halil

    YanıtlaSil

 
^ Başa dön