RSS

Ben'im Yolu'na Hoşgeldiniz. Buradaki yazılar, kendi yazılarım ve başka kaynaklardan edindiğim alıntılar olarak iki bölümden oluşuyor.

Kendime ve yaşama dair farkındalığımı paylaştığım, an be an değişmekte, genişlemekte olan, kendi yarattığı sınırları farkeden, yaşadığı zorlukları ve açılımları paylaşan, zaman zaman kendi öz BEN'liğine kanal olan ve kendisini sürekli yeniden tanıyan bir BEN'in uzantısını bulacaksınız burada.

Yazılarım periyodik bir düzene sahip değil, bazen bir günde birkaç yazı akarken, bazen de burası bir süre kendi sessizliğinde kalıyor.

Yeni bir uygulama başlatarak, Ben'im Yolu Haber Bülteni Üyelik Sistemini devreye soktum. Böylelikle yazılarımı takip eden ve etmek isteyen dostlara e posta listesi oluşturarak yenilikleri ve yeni yazıları ulaştırmak, daha rahat bir seçenek olarak ortaya çıktı.

Bu seçenek ilginizi çekerse, sağ üst tarafta gördüğünüz Haber Bülteni boşluğuna eposta adresinizi girerek, size gelen aktivasyon mailini onaylayıp üyeliğinizi başlatabilirsiniz.

İlgili olduğum konular bağlamında oluşturduğum Ben'im Yolu arama Motoru'ndan faydalanabilirsiniz.

Eski yazılara ulaşmak için Arşiv menüsündeki küçük üçgenlere tıklayınız. Yazılara ilginizi çeken etiket kategorilerinden de ulaşabilirsiniz.

İlham veren ve derinlerde bir yere dokunduğunu hissettiğim Tobias Öykülerini ise derleyerek, içeriklerine göre sınıflandırdım. Yukarıdaki menüden ulaşabilirsiniz.

Okuduklarınız ile ilgili yorumlarınızı "yorum formunu" kullanarak paylaşabilirsiniz.

Yazılarımı içeriklerini değiştirmeksizin alıntı yapmakta serbestsiniz. Ancak kaynak belirtmeyi lütfen unutmayınız.

Hoşça zaman geçirmenizi dilerim.

Sevgiyle

Halil Gül

Sevgine İhtiyacın Var

Ocak 18, 2010

 

 

kendini sev Evet, ihtiyacın olan şey kendin dışındaki sevgi değil. Kendi sevgin. İfade içindeki vurguya odaklan ve göreceksin. Tüm insanlık bunu dışarida biryerlerde arıyor. Sevgi denen şey orada dışarıda biryerde ve ona ulaşman gerekir diye düşünmektesin. Onu haketmen, uğrunda bir çaba göstermen gerekliliği kazınmış bilincine.

Sevgi denen kavramın içini herşeyle doldurabilirsin. Birbirinden ayrıymış gibi görünen bilgelik, şefkat, huzur, tamlık vs. O’nun diğer veçheleridir. Birbirinden ayrı olmayan ama çoklu niteliklerle bezenmiş bir sevgi. Sevginin yerine diğer belirttiğim kavramları da koyabilirsin ve hepsi birbirini içeren bir bütünlük halinde varolmaya devam eder.

Sürekli bir arayış içindesin. Öylesine bir arayış ki, seni ne aradığını unutmuş halde heryere sürüklemekte. Aradığın şey sonuçlar olarak belirginleşmiş ve sen de kaderini sonuçlara bağlamış haldesin. Sonuçlara iliştirilmiş duygu paketlerinin peşindesin. Yaşamın boyunca bazı sonuçlara ulaştın ve sana bir süre iyi hissettirdiler. Ama yetmediler, yetemezlerdi.

Her yola çıkışın, aradığın şeyin sende olmadığından kaynaklanan bir inanç yapısı tarafından desteklenmekteydi.

O bir ilişkideydi; Doğru kişiyi bulduğun zaman yaşayacağın tamlık hissi seni böyle bir ilişki arayışına itmekteydi. O ilişki bir sonuçtu ve sen o sonuca ulaşınca herşey iyi olacaktı. Öyle olmadı, ve olmayacak da.

O iş hayatındaki kariyerdeydi belki de; Yeterince iyi olursan ve yükselirsen hem iyi bir imajın ve itibarın olacaktı hem de kabul görmen için işini kolaylaştıracak sihirli bir konumda olacaktın. Dikenli bir yoldu bu. Yaraların halen duruyor mu?

Parada, insanların onayını almada, güce sahip olduğunda, yeterince iyi bir insan olduğunda. Ve her düşüşte yaşadığın hayal kırıklığı ve umutsuzluğun yarattığı içe çöküşle insanların sana acımalarıyla gelen ilgi ve sevgi kırıntılarında aradın belki de. Kurban rolüyle ilgi ve sevgi dilendin belki de.

Sonra maneviyata yöneldin. Aradığın şeyin, üzeri maneviyatla sıvanmış bazı kavramlarda, yollarda olduğu hissi yakın geldi sana. Belki namaz kıldın, meditasyon yaptın, grup terapilerine, enerji çalışmalarına vs. gittin. Belli bir şekilde davranırsan, belli bir yolu izlersen O’na ulaşabileceğine dair zihnine yeni kavramlar yüklendi. Sevgisel ve pozitif olmaya çalıştın. Tüm bunlar sana bir süre iyi hissettirdi ama zamanla, üzerlerindeki maneviyat sıvası dökülmeye başladı ve bu yama da tutmamaya başladı.

Dualite içinde yaşarken spiritüel olmak çikolata yemenin verdiği hazza benzer birşeydi.

O’nu aramadığın delik kalmamıştı ve yorgun düşmüştün. Bakılacak tek yer kalmıştı. Tüm deneyimlerin seni oraya taşıdı. Kendine. Aradığın şeyin kendin olabileceği hiç de gerçekçiymiş gibi gelmemişti sana. İnandırıcı değildi. Herkes dışarıda yaşarken ve ararken senin o şeylerin içinde olduğu bilinciyle yaşaman pek de ele avuca gelmez kavramlar gibi görünüyordu.

Belki halen yukarıdaki paragrafların arasında yol almaktasın. Belki de yaşamın seni bu satıra getirdi. Yaşamının bu satırında isen şimdi dur ve bir nefes al!

Dikkat ettin mi? Yukarıdaki paragraflar geçmiş zaman vurgusu ile yazıldılar. Şimdi nefes al ve kendine yer aç. Sadece bedeninle değil, bilincinle nefes al. Yaşanmışlıkların tüm yükünü, senin kısıtlı ve yetersiz olduğuna ikna olmanı sağlayan tüm inanç kalıplarını göreceğin, kabul edeceğin ve salacağın bir alanı içinde hisset. O hissi dünyevi ve insani kavramlarla tanımlayamazsın. Bilindik kalıplara oturtamazsın. Bu çabayı da bırak ve içindeki boşlukta halen varolmakta olan varlıksal farkındalığının mevcut olduğunu gör. Hiçbir şey olmasa dahi mevcudiyetinin farkındalığının sürekli orada olduğunu farket ve hisset.

Bahsettiğim alan eşiktir. O eşik, aradığın şeyi (kendini) karşıladığın, dünyasal ve insani yaşam gerçekliğine davet edip bütünleştiğin eşiktir.

Yaşadığın deneyimlerle, sözcüklerle ve yöntemlerle ancak bu eşiğe kadar gidebilirsin. O eşik ölümün ve doğumun eşiğidir. Bireysel olarak deneyimlenerek ne olduğu ve ne olmadığı bilinebilecek birşeydir.

Bilgi ve anlayış aynı şey değildir. Okuyarak ve zihinsel melekelerini kullanarak bilgi sahibi olabilirsin ancak; Deneyimlenmemiş bilgi anlayış haline dönüşmemiş olarak kalacaktır.

Anlayış, deneyimlerin seni taşıdığı noktada ortaya çıkan idraktir. Anlayış aynı zamanda farkındalıkla bilinebilir.

Farkındalık ise, yaşanan olaylar zincirinden çıkarak oynadığın rollere ve oyuna yargısız gözle bakabilme halidir.

Eşikten geçerken ihtiyacın olan şey, farkındalık ve varlığının, yaşamının tam sorumluluğunu alma tutumudur. Geçmişine ve şimdine tam kabul vererek yükünü hafifletirsin.

O eşik dünyevi taraftan bakınca çoğu insan tarafından görünmez. Görebilecek bir mesafeye kadar gelmiş olan ancak etrafında dolanıp zaman geçiren varlıklar da vardır. Görüp de korkan, içinde bulunduğu sahte konfor alanlarından beslenen, adım atmaya cesaret edemeyen varlıklar ara bölgede dolanıp durular.

Dolayısıyla, yaşamındaki herşey senin içindeki dinamiklerin uzantılarıdır. Aslında iç ve dış da yoktur. Herşey bir bütün halinde devinmekte. İç ve dış kavramları senin kendi bütünsel varlığını oluşturan parçaların katmanlarını zihnen algılayabilmen için bu gerçeklik düzeyinde yol gösteren işaret levhalarıdır. Sen sadece farklı bir açıdan farklı bir yere bakıyordun. Kendini ve varoluşu tek düzeyli ve doğrusal bir şey olarak algılamaktaydın.

Şimdi’nin sonsuzluğa açılan eşiği içinde ve tam buradayken merkezindesindir. Merkezindeyken ise heryerde ve herşey olduğunu kavrama şansın vardır. Bu merkezde kalmak varlığının diğer uzantıları olan gölge benliklerin için veya basitçe, insan parçan için son derece risklidir. İnsan görebileceği, belirgin, algılanabilir, bilinebilir doneler olmaksızın bir sonraki adımını atmaya korkar. İnsan parçan korkuyor. O parçanla ne yapacaksın?

Şunu bir kenara yaz ve arasıra bak, hatırla. İnsanı aşağılamak, küçük görmek için burada değilsin. Asıl işin içindeki İnsan ve Tanrı’yı birleştirmek. Korkan parçanı ancak içindeki Tanrı’ya sahip çıkarak kucaklayabilirsin.

“Ama” sız bir şekilde kendine sahip çıkmaya, ihtiyacın olan şeyin SEN olduğunu anlamaya hazır mısın?

 

aryanon.blogspot.com

Devamı...

Farkindalik ve Yeni Bilince Uyanis Calismasi-Guncelleme

Mayıs 21, 2009

 

İnsanMelek

 

24 Mayıs 2009 tarihinde yapacağımızı duyurmuş olduğumuz çalışma,  katılımcıların ve bizlerin değişen şartlarına uygun olarak güncellenip aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

Çalışmamız Halil Gül ve Özlem Yavuz rehberliğinde yapılacaktır. Özlem ve Halil hakkında yogaturkey.com linkine tıklayarak bilgi alabileceğiniz gibi, Halil’in Ben’im Yolu güncesinden de faydalanabilirsiniz.

 

Farkındalık ve Yeni Bilince Uyanış Çalışması’nın tarihleri;

24 / 29 Mayıs 2009 olarak değişmiştir. Program aşağıdaki gibidir.

Çalışma bedeli 650 TL olup, 5 gece konaklama, kahvaltı ve akşam yemekleri, su, molalardaki çay, kahve ve çalışmalar fiyata dahildir.

Katılımcı sayısı sınırlı olup, rezervasyon için bizlere en geç 23 Mayıs Cumartesi akşamına kadar ulaşmanız gerekmektedir.

Çalışmanın içeriği hakkında bilgi almak için lütfen bu linke tıklayınız.

İletişim ve Başvuru için;

Surya Yoga tel.   0252 712 22 87

Seda                      0537 961 85 72

Surya Yoga
Yağhane Pansiyon,
Eski Datça Mah. No. 42
Datça-Muğla

 

Bir Davet

Sabah

Öğlen ve Sonrası

Akşam

     24 May.     Pazar

Datça’ya Varış

Otele Giriş Yemek

25 May. Pazartesi

10:30/12:30
Çalışma

Serbest Yemek,
Sohbet ve Soru Cevap
26 May.
Salı

10:30/12:30
Çalışma

Serbest Yemek,
Sohbet ve Soru Cevap
27 May. Çarşamba Serbest Serbest Yemek, Film Gösterimi ve Sohbet

28 May.
Perşembe

10:30/12:30
Çalışma

Serbest Yemek,
Sohbet ve Soru Cevap
29 May.
Cuma

10:30/12:30
Sohbet-Soru & Cevap

Çalışma
Sonu
s1a

Devamı...

Tek Başına Bir Bütünsün !

Mayıs 19, 2009

 

Yüreklerinde bir huzur vardı. Şu, herşeyini kaybetmiş olanların korkusuzluğu ile doluydular, elde etmesi kolay olmayan, ancak elde ettikten sonra hep süren korkusuzlukla.

Alexandr Solzhenitsyn 

 

Gerçeği arayan birisi iseniz, bir an gelir ve kendi bütünlüğünüzden başka sizi bu yönde destekleyecek bir şeyin var olmadığı anlayışına uyanırsınız. Çok aramış, çok çabalamış, seminerlere gitmiş, enerji çalışmaları yapmış, kitaplar okumuş, meditasyon yapmış olabilirsiniz. Bu çabalar kendinize giden yolda basamak taşları olmuşlardır, ancak yürüdüğünüz yolda esen rüzgar ve ayaklarınıza vuran dalgalar hepsini dağıtıp götürmüşlerdir. Her çözülüm beraberinde bir salıverme sürecini getirmiştir. Sonunda o idrak anı gelir ve gerçekte tek başına olduğunuzu anlarsınız.

 

Gerçek olana uyanmak ve hayatını bu yönde yaşamak arzusu yüreksizlere göre bir iş değildir. Bu arzu sayesinde ortaya çıkan değişimler insanı altüst eder, içini dışına çıkartır ve üzerinde durup destek aldığı sahte zemini çökertir.

 

Korkuyor olmak (sınırlı insan için) kendini özgürlüğüne açmaktan daha güvenlidir. Sınırlı insan bu güven uğruna ağır bir bedel öder ve hepimize aşina olan hayatı deneyimler.

 

Çünkü, üzerinde durduğun zemin dışa bağımlı olarak oluşmuş ilişkiler, sosyal yapılar, duygu düğümleri ve zihinsel şartlanmalar tarafından oluşturulmuştur. Kendini dışa odaklı tanımlara iliştirmişsindir. Bu zemin çökünce ne olur?

 

Tek başınalığına giden yola yelken açarsın. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Yalnızlık hissettiğin duygusal bir dönemden geçersin. Sahte benliğini besleyen bağlar kopmaya başladıkça, seni anlayan, nasıl bir süreçten geçtiğini bilen insan sayısı da azalmaya başlar. Kendi başınalığınla rahat hissetmeye başladığın an, gerçek özüne bağlanmaya başladığın andır.

 

bosluk

 

Öz’ün Tanımsız Bir Sadeliktir 

Tek başınalığın herşeyin merkezidir. Dışarıda medet umacağın bir Tanrı yoktur. Mazeretler, suçlamalar yoktur, kurban bilinci yoktur. O halin özü sadedir, sadeliktir. Gücün sadelikten gelir. Ama o güç dünyevi anlamıyla bilinen egosal bir güç değildir. Merkezinde ve bu sadelikte durabilmek varoluşunun en meydan okuyucu deneyimidir. Özü itibariyle son derece basittir. Öylesine basit ki, O’nu tanımlamanın bir yolu yoktur. Çünkü O tanımsızdır. Peki tanımsız olan şey boşluk mudur? Boşluk dahi bir tanımlamadır. Çünkü boşluğun ne olduğu da size öğretilmiş bir kavramdır. O ancak ne olmadığı tanımlanabilir. Öyle ki, tanımlanabilen herşey O değildir. Ben kimim sorusuna cevaben içinden çıkan tanımlara bak ve hepsinin birer gölge olduğunu gör. Gölgelerin, ışığının önüne koyduğun inanç kalıpların ve düğümlenmiş duygularındır.

 

Buda’ya aydınlanmanın ne olduğu sorulduğu zaman “end of suffering” (acının sonu) cevabını vermiştir. Bunu söylerken O’nun ne olduğunu söylemek yerine, ne olmadığına (acı) işaret etmiştir. Acı sona erdiğinde ne olduğu ancak yaşanarak bilinen bir şeydir. Bireysel, ancak bütüncül bir algı ile ortaya çıkan direkt deneyim ve bu deneyime eşlik eden kendiliğinden bir biliş halidir.

 

Merkezindeyken ve gölgelerinin etkilerinden özgürleşmiş ve onları bütünlüğüne almışsan…ancak o zaman, gölgelerle istediğin şekilde oynayabilirsin. Rüyayı insan bedeninde bir Tanrı olarak bilinçli yaşarsın. Rüyayı yoketmen gerekmiyor. Rüya bir illüzyondur ve ondan uyandığın zaman arkasındaki mükemmel dinamikleri bilirsin. Çünkü onu yaratan Sensin. Rüyayı ondan kurtulmak için yaratmadın. Rüyayı rüya yapan dinamikler, yarattığın düşünsel potansiyelleri bizzat deneyimlemen için oradadır. O senin üzerini özgürce çizeceğin tualindir. Ama bunun için tüm sınırlılık kalıplarını farketmen ve salıvermen gereklidir ve bu da sandığından daha meydan okuyucu olabilir. Çünkü bu ruhsal kavramlar dahi senin için bir ruhsal kaçış malzemesine dönüşebilir.

 

Hayal gücünün de ötesinde, Tanrı’nın tüm nitelikleriyle donanmış olduğunu bilseydin ne yapardın? Tanrı’nın ne olduğuna dair bir tanımlamadan mı yola çıkardın? Veya, tanımsız merkezindeki bütünlüğünün mutlak bilişi ile ihtiyaçsız, korkusuz bir yaşamı arzu ettiğin şekilde mi deneyimlerdin?

 

Bir diğer soru da şudur; Tek başınalığın gerektirdiği cesarete ve kendine güvene sahip misin?

Çünkü bu boyutun yoğun katmanlarından sıyrılırken bunlara ihtiyacın olacak. Ve kendin olduğun, gerçek haline uyandığın için kimse sana madalya takmayacak. Yüksek bir konumda olmayacaksın. Özel olmayacaksın.

 

Gerçek olacaksın.

 

Halil Gül

aryanon.blogspot.com

Devamı...

Farkındalığı Netleştirici Bir Uygulama

Mayıs 04, 2009

 

 

 

 

Bu yazıda sizlerle pratik bir uygulamayı paylaşacağım. Uygulamadaki amaç, farkındalığınızı içe yöneltmek ve ortaya çıkan genişlemiş algıyla kendinize tekrar ve tekrar şu soruyu sormak olacaktır; Ben kimim?

 

Gerçekten de, kimsiniz? Olduğunuz kişiye dair size öğretilmiş olanların, inanç kalıplarının ve gözden geçirilmemiş varsayımların dışında baktığınız zaman gerçekte kimsiniz? Bu farkındalık uygulamasında bu sorunun cevabını doğrudan deneyim ile kendiniz açığa çıkartabilirsiniz.

 

Geçmişten bu yana insanlığa yol gösterenler tarafından söylenegelen bir şey vardır. Size bir çocuğun masumiyeti ve saflığı ile bakmanız söylenmiştir. Aradığınız şeyin ( ki bu kendinizsiniz ) size şah damarınızdan daha yakın olduğu söylenmiştir.

 

Dikkatiniz çoğunlukla ( hemen hemen sürekli olarak ) dışarıya yöneliktir. Dışarısı objelerin, anlamların, tezahür etmiş olan duygu ve inançların dünyasıdır. İnsan bu dünyanın içinde kaybolmuştur. Fakat ironik bir şekilde, O’ndan ne kadar uzakta olduğunu düşünse de gerçek özü her an yanıbaşındadır.

 

Dikkatinizi dış dünyaya yönelttiğiniz zaman gördüğünüz şey objeler, şekiller ve anlamlardır. Gözlemlediğiniz şey ile sizin aranızda bir mesafe vardır. Şimdi uygulamaya başlayalım. Aşağıdaki resimler size rehberlik edebilir.

 

 

Örneğin, parmağımı yönelttiğim alanda şekiller ve renkler görüyorum. Her biri kendime özgü, benim yüklediğim veya bana kollektif bilinç tarafından yüklenmiş anlamlar barındırıyorlar.

 

 

 

Ayağımı görüyorum.

 

 

 

 

Parmağım dizimi işaret ediyor ve gittikçe “algılayan”a yaklaşıyorum.

 

 

 

 

Göğsümü görüyorum. Fiziksel algı çemberim burada daralıyor. Buraya kadar dikkatim dışarıya, objelere yönelikti.

 




Şimdi parmağınızı insanların yüzünüzü gördüğü yere yöneltin.

 

 

 

 

Şimdi ne görüyorsunuz? Parmağınızın işaret ettiği yerde ne var? Şimdi, dikkatinizi dışarıya yönelttiğiniz yere, içe bakmaktasınız. Parmağınız içinizi işaret ediyor. Orada bir şekil, bir hareket, renk veya bir yüz var mı? Bunun hakkında düşünmeyin. Yaşamakta olduğunuz deneyimin algısına odaklanın. Hiçbir şey görmediğiniz yerde ne var? Bu size nasıl hissettiriyor.

 

Parmağımı işaret ettiğim yerde boş, sınırsız, anlam yüklenmemiş, şekilsiz, hareketsiz, şeffaf bir farkındalık alanı ve uyanık bir gözleyen görmekteyim. Bu boşluğun içi aynı zamanda , uzantım olan beden, şekiller, hareket, sesler, duygular, düşünceler ve renkler dünyası ile dolu.

 

Şimdi kendimin merkezinde, herşeyin O’nun içinde olmakta olduğu sınırsız, tanımsız ve kapsayıcı olanı görüyor, hissediyorum. Kendimi bu algının hissi içinde rahat hissettikçe deneyimim derinleşiyor, genişliyor ve netleşiyor. Herşeyi hiçbir şeyin merkezinden görmekteyim. Hem hiçim, hem hepim. Uzantım bedenimle sınırlı kalmıyor. Ayağımı bastığım yer, soluduğum hava, gözümün görebildiği tüm alan Ben’im. İşaret parmağımın gösterdiği yer bir eşik. İç ve dışı ayıran bir kapıyı gösteriyor. O kapıdan geçince iç ve dış BİR oluyor.

 

Deneyin. Sık sık deneyin. Her deneyiminizde daha farklı bir his ve algı ile kendinizi yeniden keşfetme şansına sahip olabilirsiniz. Sizin parmağınızın işaret ettiği yerde ne var? Orada kimi görüyor, hissediyor ve deneyimliyorsunuz?

 

Bu uygulama headless.org sitesinden esinlenerek kendi özgünlüğümde paylaşıma sunulmuştur.

 

Halil Gül

aryanon.blogspot.com

Devamı...